Gelibolu Köy ve Kasaba Mimarisi

Gelibolu Köy ve Kasaba Mimarisi
9 Mayıs 2014 tarihinde eklendi, 4.246 kez okundu.

Gelibolu Köy ve Kasaba Mimarisi: Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı içerisinde bulunan Köy ve Kasaba çevrelerindeki tarihi ve kültürel değere sahip mimari eserler.

Gelibolu Eserleri

Gelibolu’nun kuzeybatısında bulunan Bolayır, yarımadanın Saroz körfezine bakan bir yamacına kurulmuştur. Kasaba, Gazi Süleyman Paşa’nın fetihleri sonucu Türk topraklarına katılmıştır. Süleyman Paşa’nın ölümünden (M.1360) sonra tanzim edilmiş olan vakfiyesine göre; burada kendisi tarafından bir imaret (zaviye), cami ve kervansaray yaptırılarak Seydî Kavağı, Bolayır ve Demircili köyleri vakfedilmiştir. Ölümünden sonra imarete gömülerek üzerine türbe yapılmıştır. Bugün konak, imaret ve kervansaray ayakta değildir. Cami onarılarak günümüze gelebilmiştir. Kare planlı, tek kubbeli türbesi de onarım görmüştür. Türbenin yanında vatan şairi Namık Kemal’in mezarı bulunmaktadır. Caminin yanında göze çarpan iki mezar taşı geç döneme aittir.

Kuzey Gelibolu Köy Mimarisi

Bolayır tabyalarının güneyinde, denize hakim konumdaki Namazgâh Tepe’de mermerden bir dikili taş göze çarpar. Uzaktan bakıldığında bir mezar taşını andıran bu anıt, aslında namazgâh mihrabı olarak yapılmış ve üzerine kitabeler kabartılmıştır. Namazgâh Tepedeki anıt M.1913-14 yılında, İkinci Balkan Savaşı sırasında ya da hemen akabinde dikilmiş olmalıdır. Kitabe, bu anıt mihrabın Müretteb Alayı bünyesinde bulunan ve Afyon yöresinden gelen Uşak Redif Taburu adına Mülazim İsmail tarafından diktirildiğini gösteriyor. Namazgâh Tepe mihrabı tarihî ve arkeolojik bir belge olmasının yanı sıra, o yıllarda uyanan tarih bilincini vurgulaması bakımından da dikkate değerdir.

Günümüzde Kavak beldesi olarak bilinen Seydî Kavağı köyü Gazi Sülayman Paşa Tarafından fethedilmiştir. XVII. yüzyılda köye uğrayan Evliya Çelebi; henüz meydana gelmiş bir deprem nedeniyle harap durumda olduğunu, eski binalarının hâlâ görünmekte olduğunu anlatır. Saroz körfezine ulaşan fay hattı nedeniyle sürekli depreme maruz kalan köydeki tarihî eserler yıkılıp yok olmuştur. Kavak’ta sadece Süleyman Paşa Camii ayakta kalabilmiştir.

Karainebeyli köyü, yörenin en eski yerleşimlerinden birisidir. Köyün, XIV. yüzyılda Karasi Türkmenlerince iskan olunduğu kabul edilir. Yörenin fatihi Ece Bey’in yatırı da köyün gerisindeki tepe üzerindedir. Köyde XVI. Yüzyıldan mütevazi bir külliyenin cami, çeşme ve hamamdan oluşan yapıları dikkati çeker. Külliye, kitabelerde adı geçen Hacı Murad bin Ali tarafından H. 970-979/ M.1562- 1571-72 yılları arasında yaptırılmıştır. Cami ve çeşme onarımlarla asıl özelliklerini yitirmiştir. Buna karşılık hamam orijinaldir. Bugün cami içinde saklanılan teber ve asa gibi tarikat eşyaları, köyde yer alan ve şimdi yıkık durumdaki tekkeye aittir. Karainebeyli köyündeki kahvehane ise; geleneksel evlere benzeyen mimarisi ve kitabesi ile türünün nadir örneklerinden birisidir. Kapısı üzerindeki kitabe R. 15 Nisan 1315/ M. 27 Nisan 1899 tarihini vermektedir.

Kocaçeşme köyünde çeşme, H.1159/M.1746-47 tarihi itibariyle bir geç devir Osmanlı eseridir.

Adilhan Köyü’nün adına ilk kez M.1569 tarihli kayıtlarda rastlanmaktadır. Adilhan, XVI. yüzyılda Evreşe nahiyesine bağlı birçok köy gibi İstanbul’daki Süleymaniye Külliyesi’ne vakfedilmiş mülkler arasında yer almaktadır. Köyde bugün için bir hamam kalıntısı göze çarpar. Camisi ise yenilenmiştir.

Yalova Köyü, XVI. yüzyılda Gelibolu Kazası’nın Eceovası Nahiyesi’ne bağlı bir yerleşim olarak anılmaktadır. Yalova’da, R. 28 Nisan 1334/ M. 28 Nisan 1918 tarihli Zafer Çeşmesi yakınındaki tarihî ilkokul binası XX. yüzyılın ilk çeyreğinden kalmadır.

Bigalı Köyü’nün camisi H. 1053/M. 1643-44 tarihinde Kadı Ahmed Efendi tarafından yenilenmiştir. Yapı bugünkü hâliyle ahşap tavanlı ve kırma çatılı bir geç devir eseridir. Köydeki bazı evler “Tarihe Saygı Projesi” kapsamında restore edilmiştir. Bunlardan birisi Atatürk Evi olarak hizmete açılmıştır. Ayrıca bir ev müze hâline getirilmiştir.

Küçük Anafarta ve Büyük Anafarta; M. 1475’ten itibaren Osmanlı tahrir defterlerinde yer almaktadır. Bu durum her iki köyün de eskiliğine işaret eder.

Büyük Anafarta Köyü’nde “Tarihe Saygı Projesi” kapsamında bazı düzenlemeler yapılmış; bir “Barış Müzesi” hizmete sokulmuştur. Köyün camisi, XIX. yüzyılda yenilendikten sonra, XX. yüzyılda da onarım görmüştür.

Küçük Anafarta Köyü’nde de geç devirden bir hamam bulunmaktadır. Köydeki iki çeşmeden biri yuvarlak kemeriyle XIX. yüzyıl üslûbunda olup kitabesizdir. Buna karşılık diğer çeşme sivri kemerli cephesiyle Klasik Osmanlı Devri karakteri taşımaktadır.

Güney Gelibolu Köy Mimarisi

Fatih Camii, Câhidî Sultan Külliyesi, yıkılmış olan Kırklar Camii ve Tabib Hasan Camii gibi dinî yapıların yanında; Uşşakî Dergâhı, çok sayıda çeşme, geleneksel konutlar ve iki hamam kalıntısı ve özellikle Câhidî Sultan Camii çevresindeki mezar taşları önemli anıtlar olarak Kilitbahir’in tarihî dokusunu oluşturmaktadır. Arşiv belgeleri, burada başka yapıların da varlığına işaret ederler. Fakat bunlar günümüze ulaşmamışlardır.

Kilitbahir’in üst tarafında yer alan Câhidî Sultan külliyesi cami, bunun güneyindeki tekke ve güneydoğu tarafında yer alan türbeden oluşmaktadır. Tekkeden geriye sadece bazı duvar parçaları kalmıştır. Türbe ile cami arasına sonradan bir geçiş bölümü eklenmiştir. Câhidî Sultan Camii’nin üzerinde inşa kitâbesi yoktur. Fakat cami ve tekkenin, Câhidî Sultan’ın ölümünden (öl.H.1070/M.1659) önce, XVII. yüzyılın başlarında yapıldığı görüşü hâkimdir. Cami, tekke ve türbe M.1837 yılında onarılmıştır. Cami ile türbe arasına yerleştirilen geçiş mekanının kuzey cephesinde görülen oval biçimli kitabede sülüs hatla “Makâm-ı Sultan Câhidî Hazretleri 1290” ibaresi yazılıdır. Bu kitabe, söz konusu bölümün H.1290/ M. 1873 yılında eklendiğini göstermektedir. Tekke binası XIX. yüzyıl sonlarına doğru ortadan kalkmıştır. Minare 1953 yılında deprem sonucunda yıkıldığı için yenilenmiştir. Caminin haziresinde ve yanındaki mezarlıkta değişik tarihlerden kalma şâhideler mevcuttur.

Fatih Camii Kilitbahir Kalesinin inşası için görevlendirilen ve onlarla eş zamanlı olarak Çardak’ta bir külliye yaptıran Yakub Bey’in H.884/ M.1479 tarihli vakfiyesinin H.889/ M.1484 yılında tanzim edilen zeylinde “b” adıyla geçmektedir. Yapı bugün mevcut olmakla birlikte özgün niteliklerini yitirmiştir.

Sahildeki Tabip Hasan Camii küçük bir yapı olup, hâlen kullanılmaktadır. Kal’a-i Sultaniye içindeki Abdülaziz Camii (M.1875) gibi fevkâni tarzda yapılan eserin alt katı depo işlevi görse gerektir.  Kare planlı harimin üzeri içten kubbeyle örtülüdür. Vakfiye kayıtları, Tabib Hasan Camii’nin XVIII. yüzyıl üçüncü çeyreğinde inşa edilmiş olabileceğini gösteriyor. II. Abdülhamid Han’ın saltanat yıllarında, buradaki askerlerin çabalarıyla yeniden inşa edilmiştir. Bu yenileme işine H. Ramazan 1323 /M. Ekim-Kasım 1905 tarihinde başlanılmış ve H.1 Muharrem 1325/ M. 14 Şubat 1907 tarihinde inşaat tamamlanmıştır.

Havuzlar yolu üzerinde yer alan Uşşâkî Dergâhı (Ahmed Tâlibî Tekkesi) harap durumdadır. Mevcut hâliyle bir giriş holü, bunun iki yanında birer mekân ve geride büyükçe dikdörtgen bir bölümden oluşmaktadır. Uşşâkî dergâhlarının alışılmış düzeninde; meydan evi (semâhâne), selamlık, harem ve yapının yanında hazire gibi bölümler bulunur. Kilitbahir’deki dergâh harap olduğundan, mevcut mekânların hangisinin bu bölümlere uygun düştüğünü kestirmek zordur. Uşşâkî dergâhının ilk inşa tarihine dair elimizde bir bilgi mevcut değildir. Son şeyhlerinden Ahmed Tâlibî hazretlerinin M.1883 yılında vefat ettiği ve tekke içindeki hazireye defn edildiği bilinmektedir.  Onun ardından şeyhliği üstlenen Hüseyin Hüsnü Efendi ise 1923’te vefat edince Ahmed Tâlibî’nin yanına gömülmüştür.  Kapıdaki kitabesinden yapının H.1313/M.1895-1896 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.

Kilitbahir köyünde çok sayıda çeşmenin yer alması dikkat çekicidir. Yakub Bey vakfiyesindeki kayıtlara nazaran, daha Fatih zamanında “Dut Pınarı” denilen kaynağın sularının künklerle köye getirilerek çeşmelerden akıtıldığı anlaşılmaktadır. Kitâbeleri ile kesin tarihlenebilen çeşmeler arasında en erken tarihli örnek Havuzlar mevkiindeki H. 1037 / M. 1627-28 tarihli Halil Paşa çeşmesidir.

Diğer çeşmeler ise; Damat İbrahim Paşa Çeşmesi (H.1136/M.1723-24) Fatma Molla Kadın Çeşmesi (H.1168 / M.1754-55), Emin Ağa Çeşmesi (H.1185/M.1767-68), Âmine Hatun Çeşmesi (H.1198/M.1783-84) ve Saliha Hanım Çeşmesi (H.1212/M.1797) dir.

Kilitbahir’de mevcut iki hamam yapısı harap durumdadırlar. Yapıların XX. yüzyıla kadar kullanıldıkları söylenmektedir.

Bunlardan, Fatih Camii’nin kuzeyinde kalan hamam küçük bir yapıdır. Konutların arasına sıkışıp kalmış durumdaki yapının içi ve çevresi otlar ve ağaçlarla kaplıdır. Hamamın soyunmalık ve külhan bölümlerinin örtüleri ile duvarlarının üst kısımları yıkılmıştır. Sıcaklık ve halvet hücrelerinin duvarları ayakta olmakla birlikte, örtü sistemleri tahrip edilmiştir. Mevcut kalıntılarına göre “enine sıcaklıklı- iki hücreli” tiptedir. Fatih Camii yakınındaki bu hamamın üzerinde tarihlendirmeye yarayacak bir kitâbe mevcut değildir. Yapı mimarîsiyle  XV. yüzyıl özelliği göstermektedir.

Kalenin arkasında yer alan ve Kırklar Hamamı diye bilinen yapı da harap durumdadır. Kadınlara ve erkeklere tahsis edilmiş iki bölümüyle çifte hamam düzenindeki Kırklar Hamamı’nda, her iki bölümün soyunmalık mekanları ve külhanı yıkılmıştır. Bunlardan doğu taraftaki kadınlara, batı taraftaki bölüm ise erkeklere aittir. İki bölüm  “enine sıcaklıklı-iki halvetli” tipteki düzenleriyle, plan bakımından birbiriyle aynı özelliklere sahiptir. Kırklar Hamamı’nın üzerinde de tarihlendirmeye yarayacak hiçbir kitâbe yoktur. Plan tipi itibariyle Yakup Paşa Hamamı’na benzemekle birlikte; özellikle kubbeye geçişte pandantif kullanılması ve ılıklık çevresinin düzeni bakımından farklılık arzeder. Osmanlı mimarisinde pandantif kullanımı daha ziyade Klâsik Dönem’de (XVI-XVII.yy.) yaygındır.

Hamamın kuzeyindeki Kırklar Camii XX. yüzyılda yıkılmıştır. Her iki yapının aynı isimle anılıyor olmaları aralarında bir ilişki bulunduğunu düşündürmektedir. Şimdiki Atatürk anıtının yer aldığı alanda bulunan Kırklar Camii’ne ait kitâbe, buradaki çeşme üzerine konulmuştur. Kitabeden H.1172 /M.1758-1759 tarihinde, Hacı Ömer tarafından inşa edilen yapının Tahsin Efendi tarafından tamir edildiğini anlaşılmaktadır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git