Savaş Yemini

Savaş Yemini
5 Haziran 2015 tarihinde eklendi, 1.932 kez okundu.

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı öncesinde Rumeli Mecidiye Tabyası Komutanı Yüzbaşı Mehmet Hilmi Şanlıtop‘un askerleriyle birlikte ettiği savaş yemini.

Savaş Yemini

Gazanfer ŞANLITOP tarafından kaleme alınan Cepheden Cepheye Bir Ömür – Yüzbaşı Mehmet Hilmi adlı kitapta Rumeli Mecidiye tabyasında yaşananları bizzat komutanı Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey anlatıyor.

Hep Birlikte Aht ve Yemin Edelim

Savaş başlamasına, çok az zaman kaldığı artık herkes tarafından biliniyordu. Yüzbaşı Mehmet Bey, ilk iş olarak Kilitbahir‘de ki evini Çanakkale‘ye taşıdı. Tesadüf bu ya, uzak olmasına rağmen dürbünle baktığında, yeni evini de görebiliyordu. Ama hepsi o kadardı çünkü savaş havası esmeye başladığından beri, bir kaç saatliğine de olsa eşini ve çocuklarını görmeye gidemiyordu. Üstelik onların akıbetleri ile ilgili endişeleri de, her geçen gün artıyordu. Ona göre, ümitsiliğe kapılan düşmanın ne yapacağı belli olmazdı. İntikam hırsıyla gözü dönüp, sivil hedeflere de saldırabilirdi. Ayrıca, yanlış düşen bir mermi bile herşeyi bitiribelirdi.

25 Şubat 1915 akşamı Methal bataryaları düştüğünden dolayı, zırhlılar karanlık limana girdiler. Gördükleri bu acı manzara karşısında, bütün batarya mürettebatı olarak çok üzülmüşlerdi. Gece olduğunda erleri bir araya toplattı. Takım subayları da yanına alara kkoğuşa girdi ve uzun bir konuşma yaptı: Düşman Methal‘den girmiş bulunuyor. Öyle görülüyor ki pek kısa bir zaman sonra harbe gireceğiz. Methal savaşlarında ki tecrübelere göre, kısa toplardan fayda ummuyorum. Bu nedenle harbi yapacaklar, ancak birinci derece de Anadolu Hamidiye ve Rumeli Mecidiyesi anılan 8-9 topu havi 2 grup ile, ikinci derecede büyük Dardanos ve Mesüdiye, ücüncü derecede ise öbüsler olacaktır.

Düşmanın boğazdan geçişiyle vatanımız ve İslamiyet alçalma derecesine düşecek, Boğazın muhafızasında ise elde edilecek kazançlar, milletin şerefine kurtaracağı gibi bütün İslam alemini kalplerinde hasıl olacak minnetarlıktan dolayı vicdani ödül olacak, gazamız Allah ve Peygamberimizi hoşnut edecektir.

Bu ülvi vazifede bulunmamız, kendi liyakat ve iktidarımızla değil, ancak Cenab-ı Hakkın bir özel lütfü iledir.Şu tabyaya sahip olmakla dünyanın en bahtiyar adamları olduğumuzu bilmenizi isterim. Şimdiye kadar batarya başında bulunmamız, vatan, vatan evladı ve İslamiyete karşı herzaman kendileri için canımızı fedaya hazır olduğumuzu taahütten başka birşey değildir. İşte o gün geldi, hepimiz birlikte aht ve yemin edelim.

Hep birlikte aht dedik, bir ağızdan yemin ettiler. Sonra aynı yeminleri bir kaç defa tekrarladılar. Konuşa gerçekten etkili olmuştur. Moral olarak daha bir güçlendikleri ve düşmanın mahlup etme konusunda ki kararlılıkları hepsinin gözlerinden okunuyordu. Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey ve hamasi konuşmasına yürekten inanarak devam ediyordu. Zaten çok iyi bildiği birgerçek vardı: ” İnanmayan İnandıramaz” idi.

Cenab-ı Hak, insanları çeştli yaratılışta yaratılmıştır. Cesaret, yiğitlik yaradılışı olduğu gibi canilik de bir yaradılıştır. İslamiyet ile kötülüğün bağdaşmadığı hadiselerde anlatılmıştır. Ama savaş durumu farklıdır. Burada ki mücaadelenin cinayetle hiç bir ilgisi yoktur. Söylediğim maksatları elde etmek için insan bir defa değil, bin defa canını feda eder. Bundan dolayı gösterilecek en ufak bir korkaklık, tekrar tekrar anlattığım üzere, atış dolayısıyla bataryanın mahvı, memleketin felaketi olacağından, diğer savaşlardaki kaçışlardan beterdir.

Buradaki yenilgi, hiç bir savaşta ki yenilgiyle kıyaslanamaz. Bunun için içinizde kendine güvenmeyen varsa, söylesin, başka askerle değiştireğim. Korkmadan, bataryadan bir kişi kalmayana dek inşallah harp edeceğiz. Kimse yaralı ve şehitlerle uğraşmayacak. Ben ölürsem üzerime basıp geçin. Yaralanırsam yine önem vermeyin. Bende size öyle yapacağım. Şehit ve yaralıların yerine geçecekler tayin edilmiştir.

Bu ifadeler; 1071 yılının 26 ağustos sabahı üzerine kefene benzer beyaz giysiler giyip, cuma namazı sonrası askerlerine kısa ve etkili bir konuşma yapan Alp Arslan‘ın son sözlerini hatırlatıryordu: ” Şehit olduğum taktirde, beni curulduğum yere gömün” bin yıl öncesine büyük Malazgirt‘te yaşananlar, şimdide Çanakkale‘de tekrarlanıyordu. Üstelik bu defa düşmanın sahip olduğu silahlar, bütün barış isteklerini geri çeviren ve her seferinde dahada küstahlaşan Romanos Diyogenes’lerdenkilerden çok daha gelişmiş durumdaydı.

Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey, etkileyeci konuşmasına devam ediyordu: savaşta hiç bir ödüllenme beklemeyin.
Bunu vaat etmem ve edemem. Hiç birimiz rütpe, nişan ve dünya menaafetlerinin, heveslerinin gayretiyle harp etmeyeceğiz bundan ümidinizi kesin. Allah için harp etmeyi niyet edelim ki, gazamız mübarek olsun. Ya gazi, ya şehit olalım. Şimdi iyi düşünün. Tekrar ediyorum. Bu dediklerimi yapamayacak biri varsa söylesin.

Koğuşta çıt çıkmıyordu. Herkeste bir kararlılık ve azim vardı. Butün eratın gözlerinde şimşekler çakıyordu. Ülkenin dört bir yanından gelmiş çeşitli yaşlarda ki civanmert delikanlılar, adeta tek vücut, tek yürek olmuş komutanlarını dinliyorlardı. Yüzbaşı Hilmi Bey sözlerini, cevabını çok iyi bildiği bir soru ile devam ediyordu: Söylediğim şartlarda harp edeceğiz. Taahüt edermisiniz,

-Ederiz’
-Öyleyse, ahtımızı bir daha yemin ile teyyit edelim.

Hep birlikte and içtiler. Daha sonra 21 kişiden oluşan ve 17 si 1 haftalık olan subay adaylarına dönerek konuştu. Yeni geldiklerini söyleyerek, onlara da aynı sürette teklifte bulundu. Bataryada kalacaklarını, bildirilen şartlar altında harp edileceklerini belirterek onlarda yemin ettiler. Bundan sonra kendilerini memnuniyetle taktir ettiğini söyleyerek, etkili konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

Uhut savaşında indirilen ayet, bizim için de geçerlidir. Çünkü Allah‘ın lütuflarına sığınıp, her şeyi ondan isteyeceğimiz için, mermilerimiz dahi bizi vasıta ederek Cenab-ı Hak tarafından atılmış olacak ve daima hedef isabet edecektir. İnşallah pek yakında düşmanın en büyük ve kıymetli gemilerini denizin dibine, kendilerini de dışarıya atacağız.

Herkez donup kalmıştı. Hepsinde tam bir kararlılık vardı. Uzun süre tek kelime bile konuşmadan, hareketsiz bir şekilde öylece kaldılar. Oysa ertesi gün daha gayretli olmaları için bir an önce uymaları gerekiyordu.

canakkale-savas-yemini

Rumeli Mecidiye Tabyası

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git