Beşiktaş

Beşiktaş sporcularının Çanakkale, Kafkas, Filistin ve Kurtuluş Savaşı‘ndaki askeri görevleri, şehadetleri ve kulübün savaş tarihindeki yeri.

Beşiktaş Sporcularının Çanakkale ve Diğer Cephelerdeki Askeri Görevleri

Osmanlı İmparatorluğu‘nun son döneminde yaşanan savaşlar, toprak kayıpları ve siyasi çalkantılar, modern spor kulüplerinin yalnızca beden eğitiminin gerçekleştirildiği sosyal yapılar olmasının ötesine geçmesine neden olmuştur. Bu süreçte spor kulüpleri, gençlerin fiziksel gelişimini destekleyen kurumlar olmanın yanı sıra, millî bilinç oluşturan ve gerektiğinde vatan savunmasına hazır bireyler yetiştiren önemli merkezler hâline gelmiştir. 1903 yılında İstanbul’da, Kafkasya ve Çerkes kökenli aydınlardan Şhaplı Osman Ferit Paşa‘nın dedesi Mirzaiko Bereket Bey ile babası Bereketiko Hasan Bey‘in isimlerinden esinlenerek “Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü” adıyla kurulan kulüp; Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri, Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket’in öncülüğünde 1911 yılında “Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü” adıyla resmî olarak tescil edilmiş ve Türkiye’nin ilk resmî spor kulübü unvanını kazanmıştır.

Kuruluşunda ağırlıklı olarak jimnastik, atletizm, güreş ve boks gibi branşlara yönelen kulüp, ilerleyen yıllarda Şeref Bey‘in girişimleriyle Valideçeşme ve Basiret kulüplerinin bünyeye katılması sonucunda futbol şubesini de oluşturmuş, böylece geniş kitlelere ulaşan güçlü bir gençlik hareketine dönüşmüştür. Ancak spor alanlarında başlayan bu gelişim, kısa süre sonra Balkan Savaşları‘nın ve ardından Birinci Dünya Savaşı‘nın patlak vermesiyle farklı bir yön kazanmış; Beşiktaşlı sporcular yeşil sahalardaki mücadelelerini cephelerde sürdürmek zorunda kalmıştır.

Bu yazımızda, Beşiktaş Jimnastik Kulübü sporcularının başta Çanakkale Cephesi olmak üzere Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı boyunca üstlendikleri askerî görevleri, hizmet ettikleri birlikleri, şehit düştükleri bölgeleri ve yaşanan kayıpların dönemin sosyal ve kültürel yapısında meydana getirdiği etkileri tarihî veriler doğrultusunda kapsamlı biçimde incelemektedir.

Osmanlı’nın Son Döneminde Spor Kulüplerinin Paramiliter Kimliği ve Toplumsal İşlevi

Yirminci yüzyılın başlarında İstanbul’da faaliyet gösteren spor kulüpleri, günümüzdeki anlamıyla yalnızca sportif rekabetin yaşandığı veya profesyonel sözleşmelerin yapıldığı kuruluşlar değildi. Bu kulüpler aynı zamanda eğitimli gençlerin bir araya geldiği sosyal merkezler niteliğindeydi. Sporcuların önemli bir bölümü askeri okullarda öğrenim görüyor, tıp, eğitim ve benzeri alanlarda yetişiyor ya da yabancı dil bilen aydın kişilerden oluşuyordu. Beşiktaş’ın ilk futbol kadrosunda yer alan Doktor Ali, Doktor Mehmet, Doktor Sabri ve Muallim Sadi gibi isimler, spor faaliyetleriyle entelektüel birikimin aynı çatı altında buluştuğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Bu eğitimli sporcu profili, Osmanlı Devleti’nin karşı karşıya kaldığı askerî krizler sırasında sorumluluk almaktan kaçınmamış, ülke savunmasında aktif rol üstlenmiştir. Devletin yalnızca silahlı kuvvetlerle değil; fiziksel açıdan güçlü, disiplinli, dayanıklı ve bilinçli nesiller sayesinde ayakta kalabileceği düşüncesi, spor kulüplerine farklı bir misyon yüklemiştir. Bu nedenle söz konusu kulüpler, resmi statü taşımamakla birlikte askerî hazırlığa katkı sağlayan eğitim merkezleri olarak görülmüş; beden terbiyesi ise vatan savunmasının temel unsurlarından biri kabul edilmiştir.

Çanakkale Öncesindeki İlk Askeri Görevler: Balkan Savaşları

Beşiktaşlı sporcuların Çanakkale Cephesi’nden önce herhangi bir cephede görev alıp almadıkları sorusu, dönemin asker-sporcu kimliğini doğru değerlendirebilmek açısından önem taşımaktadır. Tarihi kayıtlar, kulüp mensuplarının savaşla ilk kapsamlı karşılaşmasının Çanakkale’de değil, 1912-1913 yıllarında yaşanan Balkan Savaşları sırasında gerçekleştiğini göstermektedir.

Balkan Savaşları’nın başlamasıyla birlikte, Beşiktaşlı sporcuların önemli bir bölümü silah altına alınmış, kulübün sportif faaliyetleri ise büyük ölçüde sekteye uğramıştır. Tıpkı daha sonra Birinci Dünya Savaşı‘nda yaşanacağı gibi, sporcular cephelere sevk edilmiş ve kulüp faaliyetleri ikinci plana itilmiştir. Balkan Harbi’nin ağır yenilgisi, Türk aydınları ile genç subaylar üzerinde derin bir psikolojik etki bırakmış; yaşanan bu travma, onları ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak askeri tehditler karşısında daha kararlı ve fedakar bir tutum sergilemeye yöneltmiştir. Kulübün kurucuları arasında yer alan Ahmet Fetgeri Bey de bu dönemde silah altına alınan isimlerden biridir. Bu nedenle Çanakkale Cephesi‘ne giden Beşiktaşlı sporcuların önemli bir kısmı, seferberlik koşullarını ve savaş ortamını Balkan Savaşları sırasında bizzat deneyimlemiş, askeri disiplin içerisinde yetişmiş kişilerdi.

Bu sürecin dikkat çekici örneklerinden biri de atletizm, boks ve futbol branşlarında mücadele eden Daniş Karabelen‘dir. Henüz 17 yaşındayken Birinci Dünya Savaşı’nın ilk dönemlerinde asteğmen rütbesiyle Filistin-Gazze Cephesi‘ne gönderilen Karabelen, burada hücum bölüğü komutanı olarak görev yapmış ve çatışmalar sırasında ağır yaralanmıştır. Onun yaşadıkları, Beşiktaş mensuplarının yalnızca Çanakkale’de değil, imparatorluğun farklı cephelerinde de savaşın en zorlu koşullarıyla karşı karşıya kaldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Birinci Dünya Savaşı’nın Başlaması ve Gönüllü Seferberlik

1914 yılında Seferberlik-i Umumi‘nin ilan edilmesiyle birlikte, Beşiktaş Kulübü üyeleri vatan savunmasına katılma düşüncesini kısa sürede fiili bir adıma dönüştürmüştür. Kulüp tarihine geçen anlatımlara göre, dönemin kritik günlerinde oynanan bir karşılaşmanın ardından soyunma odasında söz alan takımın kurucularından ve kalecilerinden Doktor Mehmet, arkadaşlarına şu sözlerle seslenmiştir:

“Arkadaşlar! Türk varlığı tehlikede. Bütün bir vatan ve başkent hedef alınmıştır. Ölüm kalım savaşına tutuşan milletin kaderini paylaşmayacak mıyız?”

Bu çağrı üzerine takım kaptanı “Şair” Kazım da, “Ya bugün şerefimizle savaşır şehit oluruz ya da yarın şerefsizce öldürülürüz.” sözleriyle arkadaşlarına destek vermiştir. Bu konuşmaların ardından Beşiktaş’ın ilk futbol takımını oluşturan 11 oyuncunun tamamı, eğitimlerini ve sivil yaşamlarını yarıda bırakarak gönüllü şekilde askerlik şubelerine başvurmuş ve ordu saflarına katılmıştır.

Şeref Bey‘in öncülüğünde kurulan ilk futbol takımında yer alan Şeref, Resul, Rıdvan, Doktor Sabri, Muallim Sadi, Doktor Mehmet, Doktor Ali, Fahri, Behzat, Asım ve takım kaptanı Kazım, imparatorluğun farklı cephe ve savunma bölgelerine görevlendirilmiştir. Bir futbol takımının eksiksiz şekilde spor sahalarından ayrılarak harp meydanlarına yönelmesi, hem Türk spor tarihi hem de toplumsal tarih açısından dikkat çekici ve benzeri az görülen sosyolojik örneklerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Çanakkale Cephesi’nde Görev Yapan Beşiktaşlı Sporcular ve Bağlı Bulundukları Birlikler

Çanakkale Cephesi, İstanbul’u savunan son savunma hattı olması nedeniyle başta Darülfünun öğrencileri olmak üzere, başkentte yetişen eğitimli gençlerin ve Beşiktaş gibi spor kulüplerinin mensuplarının yoğun şekilde sevk edildiği cephelerden biri olmuştur. Döneme ait kayıtlar incelendiğinde, Beşiktaş Jimnastik Kulübü‘nün futbol başta olmak üzere farklı branşlarında faaliyet gösteren çok sayıda sporcunun Çanakkale’de görev aldığı anlaşılmaktadır.

Kaptan “Şair” Kazım ve 27. Alay Saflarında Verdiği Mücadele

Beşiktaş futbol takımının kaptanı olan Kazım, yalnızca sportif başarısıyla değil, edebiyata ve şiire duyduğu ilgi nedeniyle de tanınan bir isimdi. Bu özelliği sebebiyle takım arkadaşları ve İstanbul’daki spor çevreleri tarafından “Şair” lakabıyla anılıyordu. Gönüllü olarak askere yazıldıktan sonra Çanakkale Cephesi‘ne sevk edilen Kazım, Türk askeri tarihinin en önemli birliklerinden biri kabul edilen 27. Alay’da Zabit Vekili (Asteğmen) olarak görev yaptı.

27. Alay, Çanakkale Muharebeleri’nin en kritik birliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu’na çıkan Anzak kuvvetlerini ilk karşılayan birliklerden biri olmuş, düşmana ağır kayıplar verdirerek ilerleyişini yavaşlatmıştır. Mustafa Kemal komutasındaki 57. Alay cepheye ulaşıncaya kadar geçen kritik zaman diliminde gösterdiği direniş, Conkbayırı hattının savunulmasında ve savaşın seyrinin değişmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Kazım’ın cephedeki tavrı, savaşın manevi yönünü ortaya koyan dikkat çekici örneklerden biridir. Sporculuğunu ve fiziksel üstünlüğünü bilen komutanlarından biri, kendisine karargâhta emir eri olarak daha güvenli bir görev teklif ettiğinde Kazım bu öneriyi kabul etmemiştir. “Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım.” sözleriyle ön saflarda görev almak istediğini belirtmiş ve en tehlikeli siperlerde savaşmayı tercih etmiştir.

Şair Kazım, Arıburnu bölgesindeki şiddetli çatışmalar sırasında siperde bulunduğu esnada sırtına isabet eden bir donanma top mermisiyle şehit olmuştur. Silah arkadaşları naaşına ulaştığında, ceketinin cebinde kulübüne bıraktığı vasiyetini ve özenle sakladığı bir kâğıt bulmuştur. Bu kâğıtta, günümüzde “Beşiktaş Marşı” olarak bilinen ve kulübün uzun yıllardır benimsediği değerleri yansıtan şiir yer almaktadır.

“Hayatı süsledik izharı ittihatla bugün,
Yolunda gençliğin ulvi değil miydi birleşmek.
Sebatı bayrağımız yaptık, itilamız için…
Neticesiz ve boş olmaz, sebatla hiçbir emek.
Dakikalar bize bir nağbe nişad olsun,
Kulübümüzde müceddet nücumu mevc vursun.
Bu kâinat, bize hep gıpta ediyor isar,
Biz 11 arkadaşız, lakin arkamız daha var…”

Şiirde öne çıkan “ittihat” (birlik) ve “sebat” (kararlılık, direnç) kavramları, futbol sahasında başarıyı mümkün kılan takım ruhunun savaş meydanında askeri dayanışma ve fedakârlık anlayışına nasıl dönüştüğünü gösteren güçlü bir sembol niteliğindedir. Bu yönüyle eser, yalnızca bir kulüp marşı değil; aynı zamanda dönemin milli mücadele ruhunu ve ortak ideal etrafında kenetlenme anlayışını yansıtan önemli bir tarihi belge olarak da değerlendirilmektedir.

Mülazım-ı Evvel Asım Bey (Şehit Asım)

Beşiktaş’ın ilk futbol takımında sağ iç (sağ forvet) pozisyonunda forma giyen Asım Bey, Çanakkale Cephesi’nde görev yapan kulüp mensupları arasında öne çıkan isimlerden biridir. İstanbul’da yetişen Asım Bey, mektep ve medrese eğitimi almış, dönemin eğitimli ve aydın gençleri arasında yer almıştır. Futbolculuğunun yanı sıra kulübün Heyet-i İdare üyesi olarak da görev yapmıştır. Gönüllü şekilde orduya katıldığında sahip olduğu eğitim ve nitelikler dikkate alınarak kendisine Mülazım-ı Evvel (Üsteğmen) rütbesi verilmiştir.

Çanakkale Muharebeleri başladığında spor sahalarını geride bırakarak cepheye koşan Üsteğmen Asım’ın şehadeti, savaşın fedakarlık ve insanlık yönünü ortaya koyan çarpıcı örneklerden biridir. Siperde bulunduğu sırada, birkaç metre önünde yaralanan silah arkadaşını güvenli bölgeye ulaştırabilmek amacıyla bulunduğu yerden çıktığı anda yakınına düşen bir top mermisinin etkisiyle şehit olmuştur.

Asım Bey, yalnızca başarılı bir sporcu olarak değil, aynı zamanda nezaketi ve örnek kişiliğiyle de çevresinde büyük saygı gören bir isimdi. Şehadet haberinin İstanbul’a ulaşması, özellikle Beşiktaş semtinde derin bir üzüntüye neden olmuştur. Cumhuriyet döneminde Beşiktaş Belediye Meclisi tarafından alınan kararla ilçenin önemli sokaklarından birine “Şehit Asım Sokağı” adı verilmiş ve böylece hatırası şehir belleğinde yaşatılmıştır.

Rıdvan Bey ve Cephede Şehit Düşen Diğer Futbolcular

Beşiktaş’ın ilk futbol takımının oyuncularından Rıdvan Bey de Çanakkale Cephesi’nde görev yapan sporcular arasında yer almaktadır. Kaptan Kazım ve Üsteğmen Asım gibi ön saflarda savaşan Rıdvan Bey’in de muharebelerin en yoğun yaşandığı bölgelerde görev yaptığı değerlendirilmektedir. Çatışmaların ardından naaşına Çanakkale siperlerinde ulaşılmış ve burada şehit olduğu kayıtlara geçmiştir. Kazım, Asım ve Rıdvan‘ın aynı cephede, birbirine yakın tarihlerde şehit olmaları, Beşiktaş’ın ilk futbol kadrosu üzerinde hem sportif hem de manevi açıdan büyük bir kayıp oluşturmuştur.

Kulüp mensupları arasında yer alan Ali Bey de gönüllü olarak askere katılan futbolculardan biridir. O da vatan savunması sırasında şehit düşerek Beşiktaş‘ın savaşta kaybettiği sporcular arasındaki yerini almıştır.

Taktiksel Bir Örnek: Mülazım-ı Sani Mustafa Efendi

Mustafa Efendi, Beşiktaş’ın ilk 11 futbol kadrosunda yer almamakla birlikte kulübün çevresiyle doğrudan ilişkili önemli isimlerden biridir. Şehit Muallim Ali Şadi Efendi‘nin oğlu olan Mustafa Efendi, dönemin spor camiasıyla yakın bağlara sahipti ve Çanakkale Cephesi‘nde görev yapan subaylar arasında bulunuyordu. Askeri arşiv belgeleri, kendisinin 10. Tümen, 30. Alay, 3. Tabur ve 10. Bölük emrinde görev yaptığını açık biçimde ortaya koymaktadır.

Mustafa Efendi‘nin görev yaptığı birlikler ile cephede izlediği askeri rota ve şehadet süreci, Çanakkale Muharebeleri‘nin taktiksel gelişimini anlamak açısından önemli veriler sunmaktadır.

  • İntikal: 2 Ağustos 1915’te Çanakkale Cephesi’ne intikal etmiş ve 30. Alay’ın ihtiyat birliği olması sebebiyle önce Soğanlıdere bölgesinde bekletilmiştir.
  • Sıcak Çatışma: İlerleyen günlerde, savaşın en kanlı cephelerinden biri olan Güney (Seddülbahir) sektöründeki Zığındere-Kanlıdere hattına kaydırılmıştır.
  • Taktiksel Rolü: Siper savaşlarının kilitlenmesi üzerine, Osmanlı komuta kademesi “lağım ve bomba muharebelerine” (tünel kazma ve el bombası atma) ağırlık vermiştir. Teğmen Mustafa Efendi de bu tehlikeli görev için seçilen subaylardan biri olmuştur.
  • Şehadet: 3 Eylül 1915 tarihinde, Seddülbahir bölgesinde düşman bombardımanı altında el bombası fırlatırken, bir bombanın elinde infilak etmesi (veya düşman ateşinin bombayı patlatması) neticesinde şehit olmuştur.

Cephe Gerisinde Sağlık Hizmetleri: Yüzbaşı Ragıp Bey ve Alman Hemşire Erica

Çanakkale Cephesi‘nde görev yapan Beşiktaş mensupları yalnızca ön saflarda savaşan subay ve piyadelerden oluşmuyordu. Kulübe bağlı isimler, cephe gerisinde yürütülen sağlık hizmetlerinde de önemli sorumluluklar üstlenmişti. Vatan savunmasına katkı sağlamak amacıyla cepheye giden Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey, askeri sahra hastanelerinin idaresi ve yaralı askerlerin tedavisinde görev yapan sağlık subaylarından biri olarak hizmet verdi.

Bu hikâyeyi daha da dikkat çekici kılan unsur ise Alman asıllı eşi Erica‘nın gösterdiği fedakarlıktır. Erica, eşiyle birlikte hiçbir tereddüt göstermeden Çanakkale’ye gelmiş ve cephe gerisindeki sağlık çalışmalarına gönüllü olarak katılmıştır.

Hemşire Erica, Eceabat’ın Yalova köyünde kurulan sıhhiye çadırlarında son derece güç koşullar altında yaralı Türk askerlerinin tedavisine destek olmuş, bunun yanı sıra bölgedeki köylü kadınlarını organize ederek ordu için kıyafet, yorgan ve çadır hazırlanmasına öncülük etmiştir. Cephede sağlık personelinin ve hastanelerin hedef alınmaması uluslararası savaş teamüllerinin temel ilkelerinden biri olmasına rağmen, İtilaf Devletleri donanmasının hastane ve sargı yerlerini bombaladığı bilinmektedir. Bu saldırılar sırasında, 17 Aralık 1915 tarihinde Hemşire Erica, Yalova köyündeki sağlık çadırında görevini sürdürürken isabet eden bir İngiliz top mermisi sonucu hayatını kaybetmiştir.

Kabri üzerindeki kitabede, “Yaralı Türk askerlerini tedavi ederken top mermisi ile hayatını kaybeden Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey’in eşi Alman hemşire Erica” ifadesi yer almaktadır. Erica’nın fedakarlığı, Beşiktaş camiasının Çanakkale’deki mücadelesinin yalnızca cephede savaşan sporcularla sınırlı olmadığını; aile bireylerinin de sağlık hizmetleri ve insani yardım faaliyetleriyle bu direnişin önemli bir parçası haline geldiğini göstermektedir.

Bahriye (Donanma) ve Diğer Birliklerde Görev Yapan Beşiktaşlılar

Çanakkale Muharebeleri, kara savaşlarının yanı sıra büyük bir deniz mücadelesine de sahne olmuştur. Bu nedenle Beşiktaş mensupları yalnızca piyade birliklerinde değil, Bahriye teşkilatı başta olmak üzere farklı askeri sınıf ve birliklerde de görev yapmıştır. Türkiye Futbol Federasyonu arşivlerinde yer alan kayıtlara göre, savaş yıllarında silah altında bulunan Beşiktaşlı sporcular ve kulüp mensupları şu isimlerden oluşmaktadır:

İzzet Efendi: Yüksek atlama (irtifa atlayıcı) branşında faaliyet gösteren İzzet Efendi, lakabıyla “Sırıkçı İzzet”, Bahriye (Deniz Kuvvetleri) efradından olarak görev yapmıştır.

Hikmet Bey: Gülle atma (ağırlık atar) branşında başarılı bir sporcu olan Hikmet Bey de Bahriye bünyesinde silah altında bulunmuştur.

Aziz Efendi: Hokeyci olan Aziz Efendi, topçu küçük zabiti (Astsubay) rütbesiyle topçu bataryalarında görev yapmıştır.

Beşiktaş Çanakkale Şehitleri Tablosu

Aşağıdaki tablo, Çanakkale’de şehit olan veya görev yapan öne çıkan Beşiktaşlı sporcuların askerî dökümünü yapılandırmaktadır:

Sporcu / Kulüp MensubuBeşiktaş’taki Rolü / BranşıAskerî Rütbesi / Görev Yaptığı BirlikÇanakkale’deki BölgesiAkıbeti / Şehadet Şekli
Kazım (“Şair Kaptan”)Takım Kaptanı / FutbolcuZabit Vekili / 27. AlayArıburnu / ConkbayırıSiperde top güllesiyle şehit oldu.
Asım BeySağ Forvet / FutbolcuMülazım-ı Evvel (Üsteğmen)Çanakkale Cephesi (İleri Hat)Asker kurtarırken top mermisiyle şehit oldu.
Rıdvan BeyFutbolcuGönüllü Asker / NeferÇanakkale Cephesi (İleri Hat)Siper çarpışmalarında şehit düştü.
Mustafa EfendiKulüp Mensubu / SubayMülazım-ı Sani / 10. Tümen, 30. AlaySeddülbahir (Zığındere)Bomba infilakı sonucu şehit oldu (3 Eylül 1915).
Ragıp BeySubay / DoktorYüzbaşı (Tabip)Eceabat / Yalova KöyüSahra hastanesinde görev yaptı (Gazi).
Hemşire EricaRagıp Bey’in EşiGönüllü HemşireEceabat / Yalova KöyüHastane çadırına top isabetiyle şehit oldu (17 Aralık 1915).
Ali BeyFutbolcuGönüllü AskerÇanakkale CephesiŞehit düştü.

(Not: Bu tabloda yer alanlar, kimliği ve birliği netleşen Çanakkale spesifik görevlendirmelerdir. Diğer sporcular Kafkasya ve Romanya gibi cephelerde savaşmıştır.)

Çanakkale Sonrası ve Eş Zamanlı Olarak Diğer Cephelerde Görev Alan Beşiktaşlılar

Beşiktaşlı sporcuların Çanakkale Cephesi’nin ardından başka cephelerde görev yapıp yapmadıkları sorusu, Birinci Dünya Savaşı‘nın çok geniş bir coğrafyaya yayılan yapısını anlamak açısından önemlidir. Gelibolu Yarımadası‘nın 1916 yılı başlarında İtilaf Devletleri tarafından tahliye edilmesinin ardından, Çanakkale’de görev yapan birçok Osmanlı askeri Galiçya, Romanya, Filistin ve Kafkas cephelerine sevk edilmiştir. Bununla birlikte, Beşiktaş mensuplarının bir bölümü savaşın ilk günlerinden itibaren doğrudan Çanakkale dışındaki cephelerde görevlendirilmiştir.

Kafkas Cephesi ve Tifüs Salgını

Birinci Dünya Savaşı’nın en ağır şartlarına sahip cephelerinden biri olan Kafkas Cephesi‘nde Osmanlı ordusu yalnızca Rus kuvvetleriyle değil, dondurucu iklim koşulları, ikmal yetersizliği ve salgın hastalıklarla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Cephede yaşanan can kayıplarının önemli bir kısmı çatışmalardan değil, tifüs başta olmak üzere çeşitli salgınlardan kaynaklanmıştır.

Beşiktaş’ın ilk futbol takımında yer alan ve tıp eğitimi almış olan Doktor Ali, Doktor Mehmet ile Doktor Sabri, askeri tabip olarak Kafkas Cephesi’nde görevlendirilmiştir. Cephede binlerce yaralı ve hastanın tedavisi için çalışan bu üç genç doktor, bölgede hızla yayılan tifüs salgınına yakalanmış ve yetersiz sağlık imkanları nedeniyle görevlerini sürdürürken hayatlarını kaybetmiştir.

Onların şehadeti, yalnızca Beşiktaş camiası açısından değil, savaş yıllarında Osmanlı Devleti’nin yetişmiş sağlık personelini hangi ağır şartlar altında kaybettiğini göstermesi bakımından da dikkat çekicidir. Düşman ateşiyle değil, yaralı askerleri yaşatmaya çalışırken salgın hastalık nedeniyle hayatlarını kaybetmeleri, savaşın görünmeyen yüzünü ortaya koyan önemli örneklerden biridir.

Kulüp kadrosunda yer alan Baltalimanlı Muallim Sadi ile Behzat‘ın görev yaptıkları cephe konusunda ise farklı kaynaklarda çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Bazı tarihi kayıtlar onların Çanakkale’de görev yaptığını belirtirken, askeri arşivlerin önemli bir bölümü Kafkas Cephesi‘nde görevlendirildiklerini ve Rus ordusuyla yaşanan çatışmalar sırasında şehit düştüklerini ifade etmektedir. Kaynaklar arasında görüş ayrılığı bulunsa da her iki ismin de ön saflarda görev yaparken hayatlarını kaybettikleri konusunda ortak bir kanaat bulunmaktadır.

Romanya Cephesi ve Şeref Bey’in İstanbul’a Dönüşü

Beşiktaş futbol şubesinin kurulmasında önemli rol oynayan, semt kulüplerinin Beşiktaş çatısı altında birleşmesine öncülük eden ve takımın santrforu olarak forma giyen Şeref Bey de savaş yıllarında Yedek Subay (Zabit Vekili) olarak göreve çağrılmıştır. Askerlik hizmeti kapsamında Romanya Cephesi‘ne gönderilen Şeref Bey, Osmanlı ordusunun müttefik devletlere destek amacıyla yürüttüğü harekâtlarda görev almıştır.

1916-1917 yıllarında devam eden Romanya Cephesi‘ndeki çetin muharebelerden sağ kurtulmayı başaran Şeref Bey, savaşın ardından İstanbul’a dönmüştür. Ancak dönüşünde, birlikte futbol oynadığı takım arkadaşlarının büyük bölümünün şehit düştüğünü öğrenmiştir. Buna rağmen kulübün yeniden ayağa kalkması için büyük çaba göstermiş, Beşiktaş’ın savaş sonrası yeniden yapılanmasında önemli rol üstlenmiştir. Cephede yaşadığı ağır şartların vücudunda bıraktığı etkiler ve ilerleyen yıllarda yakalandığı hastalık nedeniyle 1933 yılında henüz genç sayılabilecek bir yaşta hayatını kaybetmiştir.

Filistin-Gazze Cephesi: Daniş Karabelen’in Askeri ve Sportif Yolculuğu

Beşiktaş camiasının yetiştirdiği sporcu-asker kimliğinin en dikkat çekici örneklerinden biri, ilerleyen yıllarda Tümgeneral rütbesine kadar yükselecek olan Daniş Karabelen‘dir. Asker kökenli bir aileden gelen Karabelen’in babası Mehmet Rasim de orduda görev yapmıştır. Futbolun yanı sıra atletizmle de ilgilenen Daniş Karabelen, 1922 Türkiye Sırıkla Atlama Şampiyonu olarak spor tarihine adını yazdırmıştır. Kuleli Askeri Lisesi‘nden mezun olduktan sonra, henüz 17 yaşındayken asteğmen rütbesiyle Filistin-Gazze Cephesi‘ne gönderilmiştir.

Filistin-Gazze Cephesi’nde hücum bölüğü komutanı olarak görev yapan Karabelen, İngiliz kuvvetleriyle yaşanan yoğun çatışmalar sırasında karnından ve bacağından ağır şekilde yaralanmıştır. Bu yaralanmanın ardından gazi olmuş, vücuduna isabet eden kurşun çekirdeğini ise yaşamının sonuna kadar bacağında taşımıştır.

Tedavisinin tamamlanmasının ardından yeniden aktif göreve dönen Daniş Karabelen, cephede gösterdiği başarı ve cesaret sayesinde Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı emrine atanmıştır. Suriye-Filistin bölgesinde yürüttüğü bu görev sırasında, Çanakkale Muharebeleri‘nin ardından bu cepheye gönderilen Mustafa Kemal Paşa‘nın şifre subayı ve yakın koruma görevlileri arasında yer almıştır.

Daniş Karabelen‘in askeri kariyeri, Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı subaylarının farklı cepheler arasında nasıl görevlendirildiğini gösteren önemli örneklerden biridir. Filistin-Gazze Cephesi‘nde başlayan görevi, Yıldırım Orduları Grubu bünyesindeki sorumluluklarıyla devam etmiş; bu süreç, savaş yıllarında Beşiktaş mensuplarının yalnızca Çanakkale’de değil, imparatorluğun farklı cephelerinde de aktif rol üstlendiklerini ortaya koymaktadır.

SporcuBranşGönderildiği CepheRütbesi / GöreviAkıbeti
Doktor AliFutbolcuKafkas CephesiAskerî TabipTifüs salgınında şehit oldu.
Doktor MehmetFutbolcu / KurucuKafkas CephesiAskerî TabipTifüs salgınında şehit oldu.
Doktor SabriFutbolcuKafkas CephesiTabip MuaviniTifüs salgınında şehit oldu.
Muallim SadiFutbolcuKafkas Cephesi (İleri Hat)Zabit VekiliÇarpışmada şehit oldu.
BehzatFutbolcuKafkas Cephesi (İleri Hat)ZabitÇarpışmada şehit oldu.
Şeref BeyFutbolcu / KurucuRomanya CephesiZabit VekiliSağ döndü, kulübü yeniden kurdu.
Daniş KarabelenFutbol/AtletizmGazze-Filistin CephesiAsteğmen (Hücum Bölüğü)Ağır yaralandı (Gazi oldu).

Çanakkale’den Kurtuluş Savaşı’na: Milli Mücadele’de Beşiktaşlılar

Beşiktaş mensuplarının askeri görevleri, Birinci Dünya Savaşı‘nın sona ermesiyle birlikte son bulmamıştır. Mondros Mütarekesi‘nin ardından İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi, daha önce cephelerde savaşan birçok Beşiktaşlının bu kez Milli Mücadele‘nin farklı alanlarında görev almasına neden olmuştur. Bir kısmı düzenli ordu saflarına katılırken, bir kısmı da işgal altındaki İstanbul’da yürütülen gizli direniş faaliyetlerinde aktif rol üstlenmiştir.

Anadolu’ya Silah Sevkiyatı ve Karakol Cemiyeti

İşgal yıllarında Beşiktaş Jimnastik Kulübü, yalnızca sportif faaliyetlerin yürütüldüğü bir kurum olmaktan çıkarak, Anadolu’daki Kuva-yi Milliye hareketine destek sağlayan önemli noktalardan biri haline gelmiştir. Döneme ilişkin anlatımlara göre kulüp binası, işgal kuvvetlerinin dikkatini çekmeden silah ve mühimmatın geçici olarak muhafaza edildiği, daha sonra da gizlice Anadolu’ya ulaştırıldığı lojistik merkezlerden biri olarak kullanılmıştır.

Cephelerden sağ dönen veya tedavilerinin ardından yeniden görev üstlenen Beşiktaşlı sporcuların bir bölümü, İstanbul ve çevresindeki cephaneliklerden temin edilen silah ve mühimmatın Anadolu’ya ulaştırılmasına katkı sağlamıştır. Aynı kişiler, gizli faaliyetlerini sürdürürken sportif yaşamlarını da tamamen bırakmamış; hafta sonları İstanbul’da düzenlenen müsabakalarda Beşiktaş forması giymeye devam etmişlerdir. Bir yandan direniş hareketinin parçası olurken diğer yandan sporculuk kariyerlerini sürdürmeleri, Türk spor tarihi açısından dikkat çekici örneklerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Sakarya Meydan Muharebesi ve Hokeyci Refik

Beşiktaş’ın hokey ve atletizm branşlarında faaliyet gösteren sporcularından Teğmen Refik de işgal yıllarında yürütülen gizli faaliyetlerin ardından Anadolu’ya geçerek düzenli ordu saflarına katılmıştır. Milli Mücadele‘nin dönüm noktalarından biri kabul edilen Sakarya Meydan Muharebesi‘nde ön saflarda görev almış ve büyük bir fedakarlık göstermiştir.

Muharebe sırasında isabet eden bir top mermisi şarapneli nedeniyle iki bacağını kaybeden Teğmen Refik, ağır yaralı olarak cepheden tahliye edilmiş ve gazi olmuştur. Tedavisi devam ederken kendisini ziyaret eden Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak‘ın, “Nasılsın asker?” sorusuna, yaşadığı ağır yaralanmaya rağmen “Çok iyiyim komutanım.” cevabını vermesi, dönemin askerlerinin taşıdığı görev bilinci ve metanetin simgesi olarak anlatılmaktadır.

Rivayete göre Mareşal Fevzi Çakmak, gösterdiği bu vakur duruş karşısında duygulanmış ve Teğmen Refik‘i alnından öpmüştür. Bu hatıra, Beşiktaşlı sporcuların yalnızca spor sahalarında değil, vatan savunmasında da üstlendikleri sorumluluğu ve fedakarlığı yansıtan örneklerden biri olarak kulüp tarihinde yerini almıştır.

Verilerin İkinci ve Üçüncü Düzey Analizi: Sosyolojik ve Askeri Değerlendirmeler

Araştırma kapsamında elde edilen bulgular, Beşiktaş Jimnastik Kulübü‘nün Çanakkale ve diğer cephelerde verdiği kayıpların yalnızca kulüp tarihine ait bir konu olmadığını göstermektedir. Bu örnekler aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin son yılları ile Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yaşanan toplumsal dönüşümü, askeri yapılanmayı ve savaşın eğitimli insan kaynağı üzerindeki etkilerini anlamaya katkı sağlayan önemli veriler sunmaktadır.

1. Eğitimli Kuşağın Kaybı ve Demografik Etkileri

Cephelerde hayatını kaybeden Beşiktaş mensuplarının meslekleri incelendiğinde; Doktor Ali, Doktor Mehmet, Muallim Sadi, Mülazım Asım ve Zabit Vekili Kazım gibi isimlerin dönemin eğitimli, modern öğrenim görmüş ve toplumsal hayatta aktif rol üstlenen gençleri arasında yer aldığı görülmektedir. Bu tablo, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin yetişmiş insan kaynağının önemli bir bölümünü cephelere sevk ettiğini ve bu kuşağın ciddi kayıplar verdiğini ortaya koymaktadır.

Çanakkale ve Kafkas cephelerinde yaşanan bu insan kaynağı kaybı, Cumhuriyet’in ilk yıllarında doktor, öğretmen, mühendis ve nitelikli kamu görevlisi ihtiyacının karşılanmasında yaşanan güçlükleri açıklayan etkenlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Spor kulüpleri de bu süreçten doğrudan etkilenmiş; Beşiktaş’ın yanı sıra Fenerbahçe ve Galatasaray gibi kulüpler, savaş sonrasında kadrolarındaki büyük kayıplar nedeniyle genç yaş gruplarındaki oyuncularla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

2. “Feda” Anlayışının Kurumsal Kimliğe Dönüşmesi

Kaptan Kazım’ın cepheye gitmeden önce dile getirdiği, “Ya bugün şerefimizle savaşır şehit oluruz ya da yarın şerefsizce öldürülürüz.” sözü ile şehadetinin ardından cebinden çıkan şiir, Beşiktaş’ın tarihsel hafızasında “Feda” anlayışının simgelerinden biri haline gelmiştir.

Avrupa’daki birçok spor kulübü sanayileşme sürecinde işçilerin veya kentli orta sınıfın sosyal yaşamını destekleyen kuruluşlar olarak gelişirken, Osmanlı’nın son döneminde faaliyet gösteren bazı Türk spor kulüpleri çok farklı bir toplumsal ortamda varlık göstermiştir. Beşiktaş örneğinde görüldüğü gibi, bu kulüpler yalnızca spor yapılan kurumlar değil; milli bilinç, dayanışma ve gerektiğinde vatan savunmasına katkı sağlayan gençlerin yetiştiği sosyal yapılar olarak da işlev görmüştür.

Kazım’ın şiirindeki “Biz 11 arkadaşız, lakin arkamız daha var.” dizesi ise bireysel başarıdan çok ortak ideal, dayanışma ve süreklilik anlayışını öne çıkaran güçlü bir sembol olarak değerlendirilebilir.

3. Daniş Karabelen Örneği ve Askeri Tecrübenin Kurumsal Devamlılığı

Daniş Karabelen‘in askeri kariyeri, Birinci Dünya Savaşı‘nın ardından da uzun yıllar devam etmiştir. Genç yaşta Filistin-Gazze Cephesi‘nde savaşan, Milli Mücadele döneminde çeşitli görevler üstlenen ve Mustafa Kemal Paşa‘nın yakın çalışma ekibinde yer alan Karabelen, ilerleyen yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri‘nin önemli komutanlarından biri olmuştur.

1950’li yıllarda Kore Savaşı sürecinde de görev yapan Karabelen, daha sonra Türkiye’nin NATO dönemindeki özel harp yapılanmasının temellerini atan Seferberlik Tetkik Kurulu‘nun kuruluşunda görev almış; ayrıca Kıbrıs’ta faaliyet gösterecek Türk Mukavemet Teşkilatı‘nın teşkilatlanma sürecinde önemli sorumluluklar üstlenmiştir.

Bu gelişmeler, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele yıllarında kazanılan düzensiz harp ve savunma tecrübelerinin, sonraki dönemlerde Türkiye’nin güvenlik ve savunma anlayışına farklı biçimlerde aktarılabildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Daniş Karabelen‘in kariyeri, Osmanlı Devleti’nin son yıllarından başlayarak Cumhuriyet döneminin güvenlik politikalarına uzanan tarihsel sürekliliği temsil eden önemli örneklerden biri olarak değerlendirilebilir.

4. Kafkas Cephesi’nde Sağlık Hizmetleri ve Salgın Hastalıkların Etkisi

Kafkas Cephesi‘nde görev yapan Beşiktaşlı doktorlar Ali, Mehmet ve Sabri‘nin çatışmalarda değil, tifüs salgını nedeniyle hayatlarını kaybetmeleri, savaşın yalnızca silahlı mücadeleden ibaret olmadığını göstermektedir. Cephede yaşanan sağlık sorunları, hijyen yetersizliği, salgın hastalıklar ve tıbbi malzeme eksikliği, Osmanlı ordusunun insan kaynağı üzerinde en az muharebeler kadar yıkıcı sonuçlar doğurmuştur.

Özellikle yetişmiş sağlık personelinin salgın hastalıklar nedeniyle kaybedilmesi, cephe gerisindeki sağlık ve lojistik sisteminin karşı karşıya kaldığı güçlükleri ortaya koymaktadır. Bu durum, Doğu Cephesi’nde yaşanan kayıpların yalnızca çatışmalarla veya Sarıkamış Harekâtı’yla sınırlı olmadığını; salgın hastalıklar ve sağlık altyapısındaki yetersizliklerin de savaşın seyrini etkileyen temel unsurlar arasında yer aldığını göstermektedir.

Sonuç

Beşiktaş Jimnastik Kulübü, kuruluşunun üzerinden henüz on yıl bile geçmeden Balkan Savaşları ve ardından Birinci Dünya Savaşı‘nın yarattığı olağanüstü şartlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu süreçte kulüp, sportif faaliyetlerini ikinci plana bırakarak sahip olduğu en değerli insan kaynağını; eğitimli, idealist ve fiziksel olarak güçlü genç sporcularını vatan savunmasına göndermiştir.

Şeref Bey‘in öncülüğünde oluşturulan ilk futbol takımının 11 oyuncusunun tamamının gönüllü olarak silah altına alınması, Türk spor tarihinin en dikkat çekici olaylarından biridir. Bu kadroda yer alan Kaptan “Şair” Kazım, Üsteğmen Asım, Rıdvan, Muallim Sadi, Behzat, Doktor Ali, Doktor Mehmet ve Doktor Sabri’nin Çanakkale ile Kafkas cephelerinde hayatlarını kaybetmesi, yalnızca Beşiktaş için değil, Türk spor tarihi açısından da derin izler bırakan büyük bir fedakarlık örneği olarak değerlendirilmektedir.

Çanakkale’de 27. Alay saflarında Arıburnu’nda ANZAC kuvvetlerine karşı savaşırken şehit olan Kaptan Kazım’ın cebinden çıkan şiirin yıllar içinde Beşiktaş’ın simge marşlarından birine dönüşmesi, arkadaşını kurtarmaya çalışırken hayatını kaybeden Üsteğmen Asım‘ın adının İstanbul sokaklarında yaşatılması, cephe gerisinde yaralı askerleri tedavi ederken eşini kaybetmesine rağmen görevini sürdüren Doktor Yüzbaşı Ragıp Bey, Zığındere’deki çetin muharebelerde şehit olan Teğmen Mustafa Efendi ve Kurtuluş Savaşı’nda ağır yaralanarak iki bacağını kaybeden Hokeyci Refik gibi isimler, Beşiktaş camiasının savaş yıllarında üstlendiği sorumluluğun farklı yönlerini ortaya koymaktadır.

Beşiktaşlı sporcuların bir bölümü Balkan Savaşları, Filistin ve Gazze cephelerinde askeri tecrübe kazanmış; Çanakkale’den sağ dönebilenler ise Romanya, Kafkas ve Milli Mücadele cephelerinde görevlerini sürdürmüştür. Bu yönüyle Beşiktaş’ın hikâyesi, yalnızca bir spor kulübünün geçmişini değil, Osmanlı Devleti’nin son döneminden Türkiye Cumhuriyeti‘nin kuruluş yıllarına uzanan zorlu tarihsel sürecin de önemli bir kesitini yansıtmaktadır.

Spor sahalarından cephelere uzanan bu yolculuk, Türk spor tarihinde benzerine az rastlanan bir fedakarlık örneği olarak öne çıkmaktadır. Savaş yıllarında hayatlarını kaybeden veya gazi olarak dönen Beşiktaşlı sporcuların hatırası, kulübün tarihsel kimliğinin ve kurumsal hafızasının temel unsurlarından biri olmayı günümüzde de sürdürmektedir.

Çanakkale Hikayeleri

Çanakkale’nin kutsal topraklarında yaşanmış Çanakkale Hikayelerini destansı bir dilde okumak ve o anlara tanık olmak ister misiniz?

Çanakkale Hikayeleri

Şehitlik Turu

Kahramanlık destanını adım adım keşfedeceğiniz, özel olarak hazırlanan detaylı Çanakkale Şehitlik turu programlarına göz atın.

Çanakkale Şehitlik Turu

Uzman Rehberlik

30 yılı aşan saha tecrübesiyle bölgeyi yakından tanıyan profesyonel turist rehberi eşliğinde tarihi doğru kaynaklardan öğrenin.

Çanakkale Tur Rehberi

Sıkça Sorulan Sorular

Beşiktaş kulübünün Çanakkale Savaşı’ndaki rolü nedir?

Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün birçok aktif sporcusu ve üyesi, I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte gönüllü olarak cepheye gitmiş ve Çanakkale Savaşı’nda vatan savunmasında doğrudan görev almıştır.

Çanakkale Savaşı’nda şehit düşen Beşiktaşlı sporcular kimlerdir?

Beşiktaş’ın A Takım düzeyindeki sporcularından Asım, Kaptan Ali, Muallim Sadi ve şair Kazım gibi önemli isimler, Çanakkale cephesindeki şiddetli çarpışmalar sırasında şehit düşmüşlerdir.

Beşiktaş’ın renkleri Çanakkale Savaşı’ndaki kayıplar nedeniyle mi siyah-beyaz oldu?

Yaygın bir efsaneye göre kulübün renklerinin savaş kayıpları sonrası matem amacıyla kırmızı-beyazdan siyah-beyaza çevrildiği söylense de, tarihi kayıtlara göre kulübün ilk tescilli renkleri zaten siyah ve beyazdır. Ancak bu renkler, zamanla şehitlere duyulan saygının ve matemin de bir sembolü haline gelmiştir.

Beşiktaşlı sporcular Çanakkale’de hangi bölgelerde görev almıştır?

Kulüp üyeleri, harp ceridelerine yansıyan askeri kayıtlara göre ağırlıklı olarak Arıburnu, 268 Rakımlı Tepe (günümüz adlandırmasıyla Conkbayırı) ve Anafartalar hattındaki savunma hatlarında görev almışlardır.

Beşiktaş kulübü Çanakkale şehitlerini nasıl anmaktadır?

Beşiktaş JK, her yıl 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü kapsamında hem kurumsal düzeyde resmi törenler düzenlemekte hem de şehit sporcularını yâd eden özel etkinlikler gerçekleştirmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top