Seyit Onbaşı: Havranlı Koca Seyit’in hayatı, askeri yaşamı ve 1915 Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıkla tarihe geçen destansı hikayesini keşfedin.
Bu yazı, Seyit Onbaşı’nın hayatını, askeri mücadelesini ve özellikle 1915 Çanakkale Savaşı’nda gösterdiği kahramanlığı tarihsel gerçeklikler ışığında aktarmak için hazırlanmıştır. Amacımız, tarihimizin bu önemli ismini sadece bir sembol olarak değil; yaşadığı zorluklar, görev bilinci ve verdiği destansı mücadele ile birlikte daha yakından tanımanızı sağlamaktır.
Bu içerikte, Havranlı Koca Seyit’in yaşam öyküsü, Osmanlı ordusundaki görevi ve Çanakkale cephesindeki kritik fedakarlığı detaylandırılmaktadır. Efsaneleşen top mermisi hikayesi üzerinden savaşın çetin koşullarını ve bireysel kahramanlıkların cephe üzerindeki etkisini tarihsel bir perspektifle inceliyoruz.
Seyit Onbaşı: Havranlı Koca Seyit’in Hayatı
Bu bölümde, Havranlı Koca Seyit’in 1889 yılında Balıkesir’in Havran ilçesinde başlayan mütevazı yaşamından, Osmanlı ordusuna katıldığı sürece ve Çanakkale Cephesi‘ndeki görevlerine kadar tüm hayat hikayesini mercek altına alıyoruz. Bir Türk askerinin cephe gerisinden cephenin en kritik noktasına uzanan bu onurlu yaşam öyküsünü; çocukluğu, askerlik yılları, savaş sonrası köyüne dönüşü ve topçu eri olarak üstlendiği sorumluluklar çerçevesinde, kronolojik bir disiplinle ele alacağız.
Koca Seyit’in Askerlik Öncesi Yaşamı ve Ordudaki İlk Yılları
Havranlı Koca Seyit‘in 1889 yılının Eylül ayında (Rumi 1305), günümüzde kendi adıyla anılan Koca Seyit Köyü‘nde (eski adıyla Manastır/Çamlık) başlayan yaşamı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki kırsal sosyo-ekonomik koşulların bir yansımasıdır. Babası Abdurrahman Efendi ve annesi Emine Hanım ile birlikte “Cuburoğulları” sülalesine mensup olan Seyit Ali, yoksullukla geçen çocukluk ve gençlik yıllarında, köyün coğrafi yapısı gereği ormancılık faaliyetleriyle uğraşmıştır.
Dağlık arazide devasa kütükleri sırtında taşıyarak gerçekleştirdiği ağır fiziksel işçilik, onun biyomekanik yapısını ekstrem koşullara hazırlamış ve bu muazzam fiziksel gücü nedeniyle köy halkı arasında “Koca” lakabıyla anılmasına sebep olmuştur. Bu zorlu yaşam disiplini, onun ileride Çanakkale Cephesi‘nde sergileyeceği sarsılmaz iradenin ve fiziksel dayanıklılığın temelini oluşturmuştur.
Koca Seyit’in Aile Ağacı ve Savaşın Gölgesindeki Yaşamı
Savaşın Anadolu insanı üzerindeki yıkıcı etkilerini, Seyit Onbaşı’nın özel hayatında da net bir şekilde gözlemlemek mümkündür. Cumhuriyet dönemi ile birlikte “Çabuk” soyadını alan kahramanımız, yaşamı boyunca iki evlilik gerçekleştirmiştir. I. Dünya Savaşı‘nın patlak vermesiyle 1914 yılında genel seferberlik kapsamında askere gittiğinde, kızı Ayşe henüz 3 yaşındaydı. 1918 yılında cepheden dönen yorgun bir asker olarak kızının onu tanıyamaması, dönemin yarattığı ailevi travmanın somut bir örneğidir.
| Eşin Adı | Çocukların Adı | Durum |
|---|---|---|
| Emine Hanım | Ayşe, Fatma | İlk eş (Vefat) |
| Hatice Hanım | Ramazan, Osman, Abdurrahman | İkinci eş |
Koca Seyit’in ikinci evliliğinden olan tüm çocuklarının erken yaşta vefat etmesi, kahramanın vatan savunması uğruna kişisel yaşamında ne büyük fedakarlıklar ve acılar taşıdığını kanıtlar niteliktedir. Bugün, 2007 yılında hayata gözlerini yuman kızı Ayşe Nine, babasının ebedi istirahatgahının yanı başında yatmaktadır.
Balkan Savaşları’ndan İstiklal Harbi’ne Uzanan Bir Askeri Kariyer
Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde doğan her Türk erkeğinin mukadderatı olan “bitmeyen askerlik” olgusu, Seyit Ali Çabuk’un resmi askeri künyesinde en net haliyle karşımıza çıkmaktadır. Koca Seyit’in askeri kariyeri tek bir cepheyle sınırlı kalmayıp, imparatorluğun çöküş ve modern Türkiye Cumhuriyeti‘nin kuruluş evrelerindeki tüm hayati krizleri kapsayan bir adanmışlık öyküsüdür.
1909 yılında Osmanlı Ordusu’na katılarak başlayan bu süreç, 1912 Balkan Savaşları‘nda kazanılan acı ama hayati tecrübelerle şekillenmiştir. Bu dönemde ateş altında hayatta kalma, topçu bataryalarının sevk ve idaresi ve askeri disiplin konularında edindiği pratik deneyim, onu 1915’in o kritik gününe hazırlayan en büyük etken olmuştur.
Cepheden Cepheye: Bir Gazi’nin Portresi
1914 yılında ilan edilen Seferberlik-i Umumi ile Çanakkale Müstahkem Mevki emrine atanan Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası‘nda 3. Ağır Topçu Bataryası’ndaki göreviyle tarihe geçmiştir. 1918 yılında kısa bir süreliğine köyüne dönse de, Anadolu’nun işgaline karşı yürütülen Milli Mücadele ruhu onu tekrar vatan savunmasına çekmiştir. 1922 yılındaki Büyük Taarruz‘da vücudunun iki farklı yerinden yaralanarak gazi olan Seyit Ali, 13 yılı aşkın süren bu kesintisiz askerlik hizmetiyle bir dönemin sembol ismi haline gelmiştir.
| Tarih / Dönem | Cephe ve Görev | Kritik Sonuç |
|---|---|---|
| 1909 | Osmanlı Ordusu | Zorunlu askerlik hizmeti başlangıcı. |
| 1912 – 1913 | Balkan Savaşları | Savaş disiplini ve topçu deneyimi kazanımı. |
| 1914 – 1918 | Çanakkale Cephesi | 18 Mart kahramanlığı ve HMS Ocean müdahalesi. |
| 26 Ağustos 1922 | Büyük Taarruz | Gazi olması ve nihai zaferin kazanılması. |
Not: 1909’dan 1922’ye uzanan bu süreç, Seyit Onbaşı’nın sadece bir “kahramanlık figürü” değil, aynı zamanda devletin bekası için ömrünü siperlere adayan fedakar bir nefer olduğunun en somut göstergesidir.
Seyit Onbaşı ve Çanakkale Savaşı
Havranlı Koca Seyit‘in 1914 yılında ilan edilen Seferberlik-i Umumi ile birlikte başlayan Çanakkale serüveni, Türk harp tarihinin en kritik lojistik ve savunma aşamalarından birini temsil eder. Balkan Savaşları’ndan edindiği askeri tecrübeyle donanmış bir asker olarak, Çanakkale Müstahkem Mevki Kumandanlığı emrine atanan Seyit Ali, bölgenin topografik zorluklarını ve stratejik önemini hızla kavramıştır.
Koca Seyit, Çanakkale Boğazı’nın savunulmasında hayati öneme sahip olan Rumeli Mecidiye Tabyası‘nda 3. Ağır Topçu Bataryası neferi olarak görevlendirilmiştir. Bu görev, basit bir askerlik hizmetinden ziyade; boğazın güvenliğini sağlayan ağır topçu sistemlerinin bakımı, cephane intikali ve sürekli bir teyakkuz halini gerektiren ağır bir sorumluluktur.
Seyit Onbaşı’nın bu bölgedeki görevi, Çanakkale Savaşları’nın erken dönemlerinden itibaren savunma hattının güçlendirilmesi ve düşman donanmasının boğazı geçişini engellemeye yönelik disiplinli bir çalışma sürecine dayanmaktadır. Henüz 18 Mart 1915’in efsanevi boyutuna ulaşmadan önce, Mecidiye Tabyası’ndaki her bir topçu neferi gibi Seyit Ali de, düşmanın ateş gücü altında üstlendiği görevle Çanakkale savunmasının sarsılmaz bir parçası olmuştur.
18 Mart 1915: Rumeli Mecidiye Tabyası ve Kırılma Anı
18 Mart 1915 sabahı, İtilaf Devletleri donanması Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a ulaşmak için tarihin en kapsamlı deniz saldırısını başlatmıştı. Amiral John de Robeck komutasındaki devasa armada, saat 08:00 sularında kıyı tabyalarımıza karşı eşine az rastlanır şiddette bir genel bombardımana girişti.
Bu yoğun ateş gücü, stratejik öneme sahip Rumeli Mecidiye Tabyası üzerinde birleşmişti. Müttefik filosu, kaybettikleri gemilerin intikamını almak ve boğazın kilidini kırmak için en ağır kalibreli mermilerini tabyaya yönlendirdi. Gerçekleşen doğrudan bir isabet, tabyada adeta bir kıyamet anına yol açtı. Patlamanın yarattığı korkunç basınç dalgası sonucunda 14 kahraman askerimiz şehit düşerken, 24 kahraman askerimiz ağır yaralandı.
Yaşanan bu yıkım yalnızca can kaybıyla sınırlı kalmadı; patlamanın şiddeti, ağır top mermilerini namluya taşımaya yarayan mekanik kaldıraç sistemini (vinç) tamamen parçaladı. Mermi yolu toprakla dolmuş, tabyanın atış gücü felç edilmişti. Ancak toz bulutları ve toprak kaymaları arasında, Koca Seyit‘in o destansı fedakarlığına zemin hazırlayacak olan o sessiz ama iradeli bekleyiş başlamıştı.
Mecidiye Tabyası ve Tarihi Belgeler
Mecidiye Tabyası’nda Kahraman Koca Seyit ve O Tarihi Mermi
Tabyayı sarsan şiddetli patlama sonrası etrafı saran toz ve toprak bulutları yavaşça dağılırken, geriye sadece yıkım kalmıştı. Mekanik kaldıraç sistemi artık parçalanmış, topçu bataryasının atış yapabilmesini sağlayan tek yol kapanmıştı. Tabyadaki silah arkadaşlarının birçoğu şehit düşmüş veya ağır yaralanmıştı; ortamda sessiz ve boğucu bir çaresizlik hakimdi.
Ancak Seyit Ali, bu yıkımın ortasında teslim olmayı reddetti. Topu tekrar ateşe hazır hale getirmenin tek yolunun, o devasa top mermilerini namluya bizzat kendi gücüyle taşımak olduğunu biliyordu. Bu kritik anda kendisine, tabyada sağ kalan silah arkadaşı Niğdeli Ali (Çolak) Çavuş eşlik etti. Niğdeli Ali’nin hayati desteğiyle, 215 kilogram ile 276 kilogram arasında olduğu belirtilen o devasa ağırlıktaki top mermisini sırtlayan Seyit Onbaşı, bir Türk askerinin inancı ve fiziksel kudreti ile imkansızın sınırlarını zorladı.
Mekanik gücün bittiği yerde, iki askerin omuz omuza verdiği bu mücadele, tabyanın yeniden ateşe başlamasını sağladı. Havranlı Koca Seyit‘in toz ve dumanın arasından doğrulup namluya sürdüğü o ağır mermi, Çanakkale savunmasının seyrini değiştiren bir dönüm noktasına dönüştü.
Seyit Onbaşı: Terfi, Şeref Madalyası ve Tarihi Fotoğraf
Namluya sürdüğü ağır top mermisi ile düşman zırhlısını etkisiz hale getirmesinin ardından, Seyit Ali gösterdiği olağanüstü cesaret ve inisiyatif nedeniyle olay yerinde Onbaşı rütbesine terfi ettirildi. Bu terfi, bir askerin liyakatle elde edebileceği en anlamlı rütbelerden biriydi; zira o, sadece bir emir uygulayıcısı değil, imkansızın gerçekleştiği bir anda tabyanın kaderini değiştiren bir irade olmuştu.
Büyük bir takdire şayan olan bu başarısı, üst komuta kademesi tarafından da tescil edildi ve kendisine şeref madalyası takdim edilerek taltif edildi. Savaşın ilerleyen günlerinde, sergilediği bu destansı kahramanlık resmi makamlarca da onaylandı. Bu tarihi anın kalıcı bir belgeye dönüşmesi ise Anadolu Hamidiye Tabyası‘nda gerçekleşti. Çanakkale’de görev yaptığı o zorlu günlerin anısına, kucağında temsilî bir mermi ile çekilen fotoğrafı, sadece Seyit Onbaşı’nın değil, Türk askerinin vatan savunmasındaki kararlılığının ebedi bir sembolü haline geldi.
Hangi Gemi Battı? Çanakkale’de Deniz Savaşı’nın Kaderi
HMS Ocean Zırhlısı ve Tarihi Anlatımlar
Seyit Onbaşı’nın Mecidiye Tabyası’nda namluya sürdüğü o meşhur top mermisi ile özdeşleşen en yaygın tarihi anlatı, İngiliz donanmasının en güçlü gemilerinden biri olan HMS Ocean zırhlısının vurulması üzerinedir. Uzun yıllardır süregelen popüler tarih anlatımlarında ve kolektif bellekte, tabyadan ateşlenen merminin HMS Ocean’ın dümen tertibatına isabet ettiği ve geminin kontrolünü kaybederek mayın hattına sürüklendiği kabul görmüştür. Bu olay, Çanakkale deniz zaferinin simgesi haline gelmiş ve Seyit Onbaşı’nın kahramanlığı ile doğrudan ilişkilendirilmiştir.
Bouvet Zırhlısı ve Tabyanın Başarısı: Bir Tarihsel Bakış
Ancak arşiv belgeleri ve askeri raporlar ışığında yapılan akademik incelemeler, konunun bir başka boyutuna daha işaret etmektedir. Bazı tarihsel kaynaklar, Mecidiye Tabyası’ndaki bataryaların o günkü en büyük başarısının Fransız Bouvet zırhlısı üzerinde yoğunlaştığını ortaya koymaktadır.
Savaşın seyri incelendiğinde, tabyanın ağır isabet aldığı o kritik anın hemen ardından Bouvet’nin boğaz sularında battığı görülmektedir. Bu bağlamda, tabyadaki topçuların gösterdiği üstün isabet kabiliyeti ve yoğun ateş gücü ile Fransız gemisinin batırılmasında doğrudan bir pay sahibi oldukları düşünülmektedir. Hatta tabyaya verilen madalyaların ve taltiflerin, o an elde edilen bu somut ve yıkıcı başarının bir sonucu olduğu tarihsel bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim kanaatimize göre; tabyanın gösterdiği bu sarsılmaz direnişin, Bouvet zırhlısının savaş dışı bırakılmasındaki rolü, tarihi kaynaklarda daha öncelikli bir yere sahip olmalıdır.
Savaş Sonrası: Havranlı Koca Seyit’in Sivil Hayatı ve Mücadelesi
Çanakkale Savaşı‘nın ardından 1918 yılında terhis edilerek köyüne dönen Koca Seyit, büyük bir şöhretin değil, savaşın ardından gelen derin bir yoksulluğun ve ağır yaşam şartlarının içine adım atmıştır. Askeri kariyeri Çanakkale ile sınırlı kalmamış; Kurtuluş Savaşı‘na katılarak Büyük Taarruz‘da vücudunun iki farklı yerinden ağır yaralanmış ve gazi unvanıyla cephelerden ayrılmıştır. Ancak bu 13 yılı aşkın kesintisiz vatan savunmasının ardından o, bir kahramanlık madalyasından ziyade toprağın ve ormanın sadeliğine dönmeyi seçmiştir.
Cephede gösterdiği destansı kahramanlık, onun sivil hayattaki mütevazı ve kanaatkâr duruşunu değiştirmemiş; o, cephede vatanı için mermi taşıyan bir asker olarak, savaş sonrasında da ailesinin geçimini sağlamak için yine toprağa ve ormana dönmüştür. Cumhuriyetin ilanından sonra “Çabuk” soyadını alan kahramanımız, geçimini sağlamak için hayatının büyük kısmını orman işçiliği yaparak ve kömür taşıyarak geçirmiştir.
Koca Seyit, 1930’lu yıllarda bir süre Havran’daki bir zeytinyağı fabrikasında çalışmış, ardından hayatının son dönemine kadar kendi köyünde, orman işçisi olarak yaşamını sürdürmüştür. Gazi olmasına rağmen, devletin sunduğu imkanları veya popülerliği kişisel bir çıkar aracı olarak kullanmamış; aksine, o dönemin birçok kahramanı gibi sade ve sessiz bir hayatı tercih etmiştir.
Bu dönem, onun yalnızca bir tarihsel figür olmadığını, aynı zamanda Anadolu’nun bağrından kopan ve vatan savunması bittiğinde yine toprağına dönen, beklentisiz bir fedakârlık sembolü olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bugün, Seyit Onbaşı’nın mirası, gösterdiği o büyük kahramanlığın yanında, savaş sonrası sergilediği bu onurlu sivil duruşuyla da yaşatılmaktadır.
Ebediyete Yolculuk: Koca Seyit’in Vefatı ve Hatırası
Havranlı Koca Seyit, cephelerde geçen o çetin yılların ve sivil hayatındaki ağır işçilik mücadelesinin getirdiği yorgunlukla birlikte, 1939 yılının sonlarında sağlığını kaybetmeye başlamıştır. Dönemin imkansızlıkları ve uzun yıllar siperlerde süren yaşamın bedeni üzerindeki yıpratıcı etkileri, kahramanımızın ömrünün sonuna doğru hızla kendini göstermiştir. 1 Aralık 1939 tarihinde, doğup büyüdüğü topraklarda, hayata gözlerini yummuştur.
Seyit Onbaşı, bugün kendi adıyla anılan Koca Seyit Köyü‘nde, büyük bir saygı ve minnetle ziyaret edilen ebedi istirahatgahında yatmaktadır. Köyünde bulunan kabri, sadece bir mezar değil; vatan savunması uğruna kendi hayatından vazgeçen bir neferin, bir kahramanlık sembolünün yaşayan hatırasıdır.
Vefatından yıllar sonra, kızı Ayşe Nine‘nin de babasının yanı başına defnedilmesiyle birlikte, bu mütevazı mezarlık, tarihle ve aile bağlarıyla bütünleşen manevi bir durak haline gelmiştir. Bugün, Çanakkale ruhunu derinlemesine yaşamak ve o destansı “mermi” hikayesinin kahramanını yerinde anmak isteyen tarih meraklıları, Koca Seyit Köyü’ndeki bu anıt mezarı ziyaret ederek ona olan vefa borcunu yerine getirmektedir. Seyit Onbaşı, sadece toprağa gömülen bir asker değil, Türk milletinin hafızasında her daim yaşayan bir destan olarak tarihteki yerini almıştır.
Koca Seyit Köyü ve Kabri
Koca Seyit Anıtı: Tarihçe ve Mimari Serüven
Seyit Onbaşı‘nın aziz hatırasını yaşatmak için inşa edilen heykeller, sadece sanatsal birer figür değil, aynı zamanda Türk milletinin vefa duygusunun ve tarihsel hafızasının somut birer göstergesidir. Bölgede Koca Seyit’i temsil eden iki ana heykel çalışması bulunmaktadır ve bu heykeller, aralarındaki “mermi taşıma biçimi” tartışmasıyla da tarihe geçmiştir.
Heykellerin Serüveni ve Sanatçıları
Çanakkale’de bugün gördüğümüz heykellerin tarihi ve sanatçıları şu şekildedir:
- Mecidiye Tabyası Heykeli (Hüseyin Anka Özkan): 1996 yılında ünlü heykeltıraş Hüseyin Anka Özkan tarafından yapılan heykel, Rumeli Mecidiye Tabyası’nın altındaki yol kenarına dikilmiştir. Bu heykelde Koca Seyit mermiyi kucağında taşır vaziyette tasvir edilmiştir.
- Eceabat Heykeli (Eray Okkan): Hüseyin Anka Özkan’ın heykelindeki “kucakta mermi” tasviri, gerçek tarihi anlatıyla (sırtında taşıma) çeliştiği gerekçesiyle tartışmalara yol açınca, heykeltıraş Eray Okkan tarafından sırtında mermi taşıyan yeni bir heykel yapılmıştır. 4 metre boyundaki bu görkemli eser, günümüzde Eceabat ilçesindeki tarihi meydanda yer almaktadır.
Tarihsel Bir Düzeltme: Mermiyi Nasıl Taşıdı?
Ziyaretçilerimizin sıklıkla sorduğu “Heykelde mermi kucakta duruyor, ama hikayede sırtında deniyor, hangisi doğru?” sorusu, Çanakkale’nin en çok merak edilen konularından biridir.
Tarihsel kayıtlara ve Koca Seyit’in kendi anlatılarına göre mermi sırtında taşınmıştır. Ancak Hüseyin Anka Özkan’ın 1996’da yaptığı heykeldeki sanatsal yorum, merminin kucakta gösterilmesi nedeniyle bir dönem büyük tartışma yaratmış, hatta heykel kısa süreliğine alandan kaldırılmıştır. Daha sonra yapılan girişimlerle ve sanatçıya duyulan saygı neticesinde, Eray Okkan’ın “sırtında mermi” ile tasvir ettiği gerçekçi heykel Eceabat’a yerleştirilirken, Özkan’ın eseri de yerinde korunmaya devam etmiştir.
Bugün her iki heykel de Çanakkale ruhunu yaşatmaya devam etmektedir. Mecidiye Tabyası’nı ziyaret ettiğinizde, hem o tarihi anın yaşandığı coğrafyayı görecek hem de kahramanımızın iki farklı sanatsal yorumuna tanıklık edeceksiniz. Bu heykeller, Koca Seyit’in o günkü imkansızlığı nasıl aştığının sanatsal birer abidesi olarak bölgeye gelen tarih meraklılarını karşılamaktadır.
Çanakkale Koca Seyit Anıtları
Seyit Onbaşı Anıtı Yol Tarifi ve Harita Bilgisi
Nasıl Gidilir?
- 📍 Konum: Gelibolu Yarımadası’nın güney kesiminde, Eceabat ilçesine bağlı Kilitbahir köyü yakınlarındaki Rumeli Mecidiye Tabyası sahilinde yer alır.
- 🚗 Araç: Kilitbahir feribot iskelesinden güney yönünde (Abide istikametine) kıyı şeridini takip ederek yaklaşık 5 dakikalık (3 km) sürüşle anıta ulaşabilirsiniz.
- 🛣️ Yol Durumu: Kilitbahir-Alçıtepe sahil yolu tamamen asfalt olup, binek araçların ve tur otobüslerinin ulaşımına oldukça elverişlidir. Yol üzerinde otopark cebi mevcuttur.
- ⚔️ Önemli: Anıtın hemen arkasında Koca Seyit’in tarih yazdığı Rumeli Mecidiye Tabyası ve şehitliği bulunmaktadır. Ziyaret rotanıza hemen kuzeydeki Kilitbahir Kalesi ile Namazgah Tabyası’nı eklemeniz önerilir.
Bir İradenin Destanı: Seyit Onbaşı’nın İzlerini Uzman Rehberlerle Keşfedin
Rumeli Mecidiye Tabyası’nda ağır top mermisini sırtlayarak Çanakkale Deniz Zaferi’nin kaderini değiştiren Havranlı Koca Seyit’in hikayesini, profesyonel bir ekiple ve tarihi gerçeklikleriyle yerinde ziyaret etmek ister misiniz?
Seyit Onbaşı Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Seyit Onbaşı heykellerinden hangisi doğrudur?
Her iki heykel de tarihsel süreçte kabul görmüş farklı tasvirlerdir; Mecidiye Tabyası sahilinde ilk yapılan heykel mermiyi kucağında gösterirken, Eceabat’taki heykel ise mermiyi sırtında taşıdığı anlatımı esas alarak yapılmıştır.
Seyit Onbaşı hangi gemiyi batırdı?
Seyit Onbaşı’nın ateşlediği top mermisiyle doğrudan hasar alan İtilaf Devletleri zırhlısı, tarihi kaynakların ve araştırmaların bir kısmında Bouvet, bazı kaynaklarda ise Ocean zırhlısı olarak geçmektedir.
Seyit Onbaşı kaç kilo mermiyi kaldırdı?
Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda vinci bozulan top bataryası için tam 215 kg ağırlığındaki top mermilerini sırtında taşımıştır.
Seyit Onbaşı nerelidir?
Seyit Onbaşı, Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı, günümüzde kendi adını taşıyan Koca Seyit köyündendir.
Seyit Onbaşı kimdir, neden önemlidir ve hikayesi nedir?
Seyit Onbaşı, 18 Mart 1915 Deniz Savaşı’nda tek başına kaldırdığı ağır top mermileriyle düşman zırhlılarını vurarak Çanakkale Boğazı’nın geçilmesini engelleyen ve savaşın kaderini değiştiren kahraman bir Türk askeridir.
Seyit Onbaşı’nın mezarı nerededir?
Seyit Onbaşı’nın kabri, memleketi olan Balıkesir’in Havran ilçesine bağlı Koca Seyit Köyü’ndeki anıt mezarlıkta bulunmaktadır.

YURTSEV YARICI
Rehber, Araştırmacı & Yazar
Bu sayfanın içerik üreticisi Yurtsev Yarıcı, Lisanslı Tur Rehberi ve Savaş Tarihi Uzmanı. Tüm Profil →
