Müstecip Onbaşı Hikayesi: Çanakkale Savaşı esnasında Kilitbahir Köyünde Turquoise adlı Fransız denizaltısını periskobundan vurarak teslim olmak zorunda bırakan kahraman Türk Askeri.

Müstecip Onbaşı: Boğazın Sinesinde Bir Efsane
Çanakkale’nin üstüne çöken o ağır ve puslu sabahların birinde, Kilitbahir sırtlarında sadece rüzgarın uğultusu değil, koskoca bir milletin sessiz duası yankılanıyordu. Tabyaların içi barut, kan ve ter kokuyordu. Her bir taşın, her bir siperin üzerinde günlerdir süren o mahşeri cengin yorgunluğu vardı ama tabyadaki askerlerin gözlerinde zerre kadar yılgınlık yoktu.
O gözlerden biri de Bursa’nın Yenişehir ovasından, Orhaneli köyünden kopup gelmiş bir vatan evladına, Müstecip Onbaşı‘ya aitti. Toprağa kök salmış bir ulu çınar gibi dikiliyordu bataryasının başında. Namlunun soğuk çeliğini elleriyle yoklarken, aslında vatanın nabzını tutuyordu.
Marmara’nın Karanlık Sularındaki İhanet
Kara muharebeleri kıran kırana geçerken, Marmara’nın karanlık sularında kol gezen ölümcül gölgeler vardı. Düşman denizaltıları, Boğaz’ın o zorlu akıntılarını alt edip iç denizimize, vatanın kalbgâhına sızmayı başarmıştı. Tek hedefleri, cephede kan dökerek direnen Mehmetçiğin can damarını kesmekti. Üzerinde şanlı Türk bayrağı dalgalanan, askere cephane, tayın ve taze umut taşıyan ikmal gemilerimize kene gibi musallat olmuşlardı. Oysa bir ordunun ayakta kalabilmesi, göğüs göğse çarpışılan ateş hattı kadar, cephe gerisindeki o lojistik damarların, hizmet ve ikmal ağının gürül gürül atmasına bağlıydı.
İşin en acı tarafı, bu görünmez canavarlar sadece kendi teknolojilerinden güç almıyorlardı. Yüzyıllardır bu denizin kıyılarında köylerini kurmuş, aynı toprağın ekmeğini yemiş bazı yerli Rum çeteleri, komşularına ihanet ediyordu. İstanbul’dan kalkan her Türk gemisinin ne zaman demir aldığını, ambarında ne kadar un, sargı bezi veya barut taşıdığını düşmana gammazlayan karanlık bir ihanet ağı kurmuşlardı.
Marmara’nın derinliklerinde zehirli birer böcek gibi sinsi sinsi dolaşan bu denizaltıları tespit etmek imkânsız gibiydi. Suyun altındaki bu hayaletleri, karadaki topçuların çıplak gözle seçebilmesi ve o devasa, hantal toplarla isabet ettirmesi aklın sınırlarını zorlayan bir işti.
Derinlerden Gelen Sinsi Tehdit
Marmara’nın suları o sabah her zamankinden daha hırçın, daha bir dalgalıydı. Deniz, sanki bağrında sakladığı sinsi bir yılanı kusmak ister gibi çırpınıyordu. Müstecip Onbaşı’nın bilmediği, ama yüreğiyle sezdiği bir tehlike vardı suyun altında. Bu tehlike, Fransız donanmasının gururu sayılan, denizlerin altından süzülüp İstanbul’a ölüm kusmayı hedefleyen Turquoise (Turkuaz) adlı denizaltıydı.
Koca koca zırhlıları, çelikten kaleleri andıran düşman gemilerini Boğaz’ın sularına gömmüştü Türk topçusu. Ama suyun altından, karanlığın içinden gelen bu çelik canavarla savaşmak, gözü bağlı halde karanlığa kurşun sıkmak gibiydi. Denizaltı, bir engerek gibi Boğaz’ın dar sularına süzülmüş, etrafı gözetlemek için o tek gözünü, periskobunu suyun yüzeyine usulca çıkarmıştı.
Kilitlenen Gözler ve Suyun Üstündeki Kara Leke
Tanyeri yeni yeni ağarırken, güneş Boğaz’ın sularına vurmaya başladığı o an, Müstecip Onbaşı’nın şahinleri kıskandıran gözleri denizin üzerindeki o tuhaf kıpırtıya takıldı. Suyun doğal akışına ters düşen, suyu yara yara ilerleyen siyah, incecik bir leke…
İşte o an zaman Kilitbahir’de durdu.
Müstecip Onbaşı, bunun denizin üzerinde sürüklenen bir kütük olmadığını çok iyi biliyordu. O incecik boru, düşmanın Boğaz’ı röntgenleyen sinsi gözüydü. Bir anlık tereddüt, Marmara’da ikmal yapan Türk gemilerinin ihanet dolu sulara gömülmesi demekti.
“Ya Bismillah!”
Nefesini tuttu. Koca topun soğuk namlusunu, suyun üzerinde zar zor seçilebilen o küçücük hedefe, denizde iğne deliği arar gibi hizaladı. Bir denizaltının periskobunu kıyıdan atılan bir top mermisiyle vurmak, aklın ve bilimin sınırlarını zorlayan, imkansız denen bir şeydi. Ama o an tetiği çeken sadece Müstecip’in parmağı değil; asırlardır bu topraklarda hür yaşamış bir milletin iradesiydi.
Çelik Canavarın Kör Edildiği An
Mermi ateşlendiğinde Kilitbahir sırtları o korkunç gürültüyle sarsıldı. Topun namlusundan fırlayan mermi, sabahın o puslu havasını yırtarak denize doğru alevden bir ok gibi süzüldü. Mermi, suyun üzerinde küçücük bir nokta olan o periskoba, düşman denizaltısının “ayna” dediği kalbine tam isabetle saplandı!
Sular göğe doğru metrelerce fışkırdı. Denizin altında büyük bir sarsıntı, bir çelik inlemesi duyuldu. Dünyanın en modern teknolojisiyle donatılmış, “görünmez” denen o koskoca Fransız denizaltısı kör olmuştu. Yönünü kaybeden, nefessiz kalan ve dış dünyayla bağlantısı kopan bu devasa canavarın, o sularda daha fazla saklanma şansı kalmamıştı.
Sular büyük bir gürültüyle fokurdadı ve devasa siyah bir kütle, yaralı bir balina gibi çaresizce su yüzüne vurdu. Kilitbahir tabyalarındaki Türk askerleri, gözlerine inanamıyordu. Fransız denizaltısı Turquoise, çaresizlik içinde kapaklarını açıyor, içindeki Fransız subay ve erleri ellerini havaya kaldırarak o kahraman bataryaya teslim oluyordu.
Dünya Tarihine Geçen O Eşsiz Miras
Müstecip Onbaşı, sadece bir düşman denizaltısını esir almamış; dünya harp tarihine o güne dek eşi benzeri görülmemiş bir kahramanlık destanı yazdırmıştı. Karadan atılan tek bir mermiyle bir denizaltıyı kör edip teslim alan ilk ve tek asker olarak tarihin sayfalarına adını mermi gibi kazımıştı.
- Yeni Bir İsim: Teslim alınan denizaltı, Osmanlı donanmasına katıldığında ona layık görülen isim elbette hazırdı. Artık o geminin bordasında büyük harflerle “Müstecip Onbaşı” yazacaktı.
- Sessiz Bir Veda: O büyük kahraman, savaşın ardından sessiz sedasız memleketi Bursa’ya, Yenişehir’in Orhaneli köyündeki tarlasına, sabanının başına döndü. Kendisiyle gururlanmadı, böbürlenmedi; “Vatan borcuydu, ödedik” dedi.
Bugün, Yenişehir’in o sessiz köy mezarlığında yatan Müstecip Onbaşı’nın kabri başında esen rüzgar, hala Çanakkale’nin o barut kokulu, destansı sabahının fısıltılarını taşır. O, koca bir donanmayı gözünden vuran adamdır; Boğaz’ın yenilmez nöbetçisi, tarihin unutulmaz nişancısıdır.
Saygı ve Rahmetle…
Çanakkale Hikayeleri
Çanakkale’nin kutsal topraklarında yaşanmış Çanakkale Hikayelerini destansı bir dilde okumak ve o anlara tanık olmak ister misiniz?
Çanakkale HikayeleriŞehitlik Turu
Kahramanlık destanını adım adım keşfedeceğiniz, özel olarak hazırlanan detaylı Çanakkale Şehitlik turu programlarına göz atın.
Çanakkale Şehitlik TuruUzman Rehberlik
30 yılı aşan saha tecrübesiyle bölgeyi yakından tanıyan profesyonel turist rehberi eşliğinde tarihi doğru kaynaklardan öğrenin.
Çanakkale Tur RehberiSıkça Sorulan Sorular
Müstecip Onbaşı, Çanakkale Savaşı sırasında Kilitbahir tabyasında görev yaparken, Boğaz’da sular altından ilerleyen Fransız denizaltısı Turquoise’ı (Turkuaz) periskobundan top mermisiyle vurarak kör eden ve teslim olmaya mecbur bırakan kahraman bir Türk topçu eridir.
Kıyıdan atılan tek isabetli mermiyle esir alınan Fransız denizaltısı “Turquoise”, Osmanlı donanması envanterine katılmıştır. Bu büyük kahramanlığı onurlandırmak amacıyla geminin adı değiştirilerek “Müstecip Onbaşı” ismi verilmiş ve donanmamızda hizmet etmiştir.
Müstecip Onbaşı aslen Bursa’nın Yenişehir ilçesine bağlı Orhaneli Köyü’ndendir. Savaştan sonra memleketine dönmüş olup, kabri günümüzde hala torunlarının da yaşamakta olduğu bu köyün mezarlığında bulunmaktadır.

YURTSEV YARICI
Rehber, Araştırmacı & Yazar
Bu sayfanın içerik üreticisi Yurtsev Yarıcı, Lisanslı Tur Rehberi ve Savaş Tarihi Uzmanı. Tüm Profil →




Yenisehir Orhaniye koyu olarak duzeltilmeli yaziniz yanlis bilgi olmasin.